....
...
Hepi topu dört bakanlık vardır sovyet tipindeki güdümlü toplumları karşı konulamaz itaate alt üst ettiği esarete hapsetmede. Barış bakanlığı sürekli düşman yaratmayı ve sonu gelmeyen savaşları örgütlemekle donatılmıştır. Varlık Bakanlığı ölmeyecek kadar bilinçli sefaleti ve açlığı kurumsallaştırmakla meşguldür .Sevgi Bakanlığı diye adlandırılan kurum, baskı kurma ve toplumu yakından takip altına alan casusluk merkezidir . Hakikat Bakanlığı’ ysa gerçekleri çarpıtma müessesesidir. Bütünün toplamıysa sisteme bağımlılığı, gözetimi, manipülasyonu ve denetimi kolayca sağlanan itirazsız tepkisiz adanmışlığı ayar düzen etmektedir. Unutmak anımsamak kadar geçmişi sürekli değişen bu günsüzlükte hızlı oluşan gelişen ve sönen bir şeydir. Doğru dürüstlüğü yoktur hayatın kişinin dünyanın ve toplumun çünkü siyah olan , parti öyle diliyorsa beyazdır. Bu sayede her şey zıddı olanı aynı anda beraberce uyumluluk içinde taşıyarak hiç bir soruna mahal vermeyen kendi oto kontrolünü sağlamaktadır. Yalanlara içten inandıran, gerçekleri bile bile reddettiren bilinçli aldatmacadır bu tertibat. İtiraza tahammülü olmayan yalanın gerçeğin her zaman erişilmez mesafelerce önünde gitmesini şarta bağlar bu tertibat. Sürekliliğinin ve devamlılığının olmasını isteyen her yapı, gerçeklik duygusunu alt üst etmek zorundadır( algı yönetimi) derken Orwell keşke Sovyetler’ in esamesi okunmadığı fakat tam da tarifindeki Algı Yönetimi’ ni esas alan dünya zindanını ve Digital Diktatorya denetimli ve küresel boyutlu açık hava hapishanesini günümüze ömrü tetişmiş de görmüş olaydı.
Doğru olanın kalabalıklara ağırlıklara sayılara gösterişliklere beğenilere reddedilmelere göre anlaşılacak kıymet biçilecek değer verilecek yahut ayar edilebilecek bir karakteri yoktur malum..her baskı, insanları yozlaştıran yalan yanlışla beslendiği arabesk evrilmeleri kurar donatır.
İnsan yalanla yaşadığının ayırdımına ve farkına vardığı zaman karlı konulamaz gerçeği anlayıp kavrıyordur. Bunda yalnız olmasının yanıldığı gibi bir şaşırmışlığa boşluğa endişeye kuşkuya yahut bıkkınlığa düşürmüyordur insanı. İnanıp güvendiği sevgi dayanışması dertleşmesi ve kaynağı oldukça da heryeri karanlıkla kapalı odalara güneşin bir yol bulup içeri sızması gibi güçlü, kendinden emin, cesur, korkusuz, mutlu kararlı, atılgan,güvenli, sağlam, dirayetli, olgun, donanımlı ve dirençli kılmaktadır insanı. Julia ile olan hemfikirliliği ve ilişki beraberliği tam da böyledir Winston’ un
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta