Kavurucu, Kahredici, Yıkıcı Nefret: KISKANÇLIK
Her şey o güne kadar ne kadar da tatlıydı. Yeryüzü sanki bütünüyle kendisine aitti. İstediği zamanda ve dilediği yerde at koşturabilirdi. Tüm gözbebekleri ona bakıyor bütün kalpler onu seviyordu. Sevgi ve aşk konusunda rakibi dahi yoktu. Hep ilgi odağı olmanın zevki ile sarhoştu ki bu zevki tartacak bir terazi bulunsa; öbür kefeye konacak bir şey olmadığından, bu zevkin gramajını dahi bilmiyordu. Aslında donanım itibariyle fazlasıyla da hak ediyordu bu sevgiyi… Meğer ne kadar da tatlıymış. Tek olmak… Tek sevilmek…
Kendisinden iki yaş küçük kardeşine annesi hamile iken olacakları elbette tahmin edemiyordu çünkü doğacak çocuğun kendisine bir rakip, annesinin sevgisine bir ortak olacağından haberi yoktu. Bilinmez plansız tavırlar içindeydi. Hazırlıksız yakalanacaktı biraz sonra. Yağmur umulmadık bir anda bastıracaktı.
Çocuk doğmak üzereyken anneyi hastaneye götürdüler. Tek evladını da bir akrabasına… Aslında ilk ayrılık ta orada başladı denilebilirdi. Uçsuz bucaksız bir vahada vuku bulan zamansız deprem arazide koskocaman bir yarık meydana getirmişti.
Çocuk doğdu, ağladı, kan, acı, sızı… Ana; her şeye dünden razı… Diğer tarafta anaya olan hasret, gözyaşı… Ana bu… Sevgisi paylaşılmazmış… Asla bölüşülmez… Çocuk eskiden tekti, bir değil… Ama şimdi iki oldu… Büyük kardeş, küçük kardeş diye ayrıma gidildi… İlk çocuk kendi penceresinden baktığında ikinci plana atılmış hissiyle doldu haliyle… Çünkü şu an ilgiye muhtaç olan yeni doğan bebekti yani onunla ilgileneceklerdi. Aklından onun gülücüklerini, yaşayacağı neşeli anları, alacağı tadacağı şeyleri geçirdi… O masumdu, berikisi tecrübeli, en azından “eskisi” bazı şeyleri tatmıştı. “Ötekisi” diye anılacağı hissi tüm ruhunu kaplamıştı. Belli şeyleri yaşadıktan sonra ondan mahrum kalmak ve hatta onları sonradan dâhil olan birine kaptırmak hazmedilecek şey değildi.
Anası ile taze kuzusu eve getirildi. Bir hayat üflendi eve adeta. Yeni bir can katıldı dünya denen gezegene… Kucakta hassas bir şekilde taşınıyordu bebek… Gözünden bile sakınıyordu herkes… Anne ise savaştan yeni çıkmış yaralı bir kumandan gibiydi. Koluna girdiler… Ölüm kalım savaşında muzaffer oluşuna herkes memnundu. Yüzlerde ölümün zıddı apayrı bir sevinç tulu ediyordu.
Kıskançlık insanın hamurunda olduğundan Yusuf’a kardeşlerinin yaptığı gibi yapmasın diye oyuncak alma planını uydurdular civardakiler. En sevdiği oyuncaklar alındı “öteki” kardeş için. Kardeşiyle ilk defa karşılaştığında “Bu oyuncağı kardeşin sana getirdi” denilecek olayın şoku bir nebze azaltılacaktı. Araları yapılmaya çalışacaktı güya…
Akrabasında sevgisiz beklemekten sıkılan, “ayrı düşmüş” evlat gözleri dönmüş gibi annesini arıyordu. Tüm gözlerde bir telaş, biraz korku, biraz da acıma hissi sezinleniyordu. Ve kuzuyu serbest bıraktılar, kuzu bir de ne görsün; yorgun annesinin yanında dünyaya yeni gelmiş savunmasız bir bebek yatıyor. Olayı bir anda zincirlemesine analiz etti. “Hamile idi, bizi ayırdılar, karnı eskisi gibi değil, demek ki bu çocuğu doğurmuş, şu an yan yana yatıyorlar, herkes benim nasıl bir tavır takınacağıma bakıyor, bir münasebetsiz hediye, bir şeyler ters gidiyor galiba” vesaire gibi halkalar hep birbirine geçti…
O güne kadar nasıl bir nimet içinde olduğunu anladı ancak şu andan itibaren hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Sevgi bölüşülecekti, ilgi paylaşılacaktı yaramazlıklar, şımarıklıklar dahi eskisi gibi olmayacaktı… Kıskançlık olarak ruhunda yer alan tohum o gün çatlamış tomurcuk açmıştı…
Kahroldu, yandı, kavruldu… “Bana bunu nasıl yaparsın?” “Ben ki…” diye başlayan binlerce cümle kurdu kafasından… Habil ve Kabil gibi… İlk başlarda tuttu kendini… Annesi gibi sevmek istedi... Öpmek istedi… Olmuyordu… Olamıyordu… Olamazdı… Olmamalıydı… Ama oldu… Kendisine rağmen olmuştu… O güne kadar karşılıksız seven annesi, büyük kardeşten tedirgin olduğunu görünce nefret oluşuverdi… Hem annesinden hem de bunun yegâne sebebi masum (!) yavrudan nefret ediyordu... Bazıları aleni uzaklaştırmak istedi. Bazıları durumu çaktırmazken kuşkulandırdı… Velhasıl-ı kelam olay gayet güzel anlaşılmıştı…
Durumu dengelemek adına daha fazla ilgi gösterildiği, daha fazla sevildiği halde o, bunlara hep kuşku ile baktı… Kasıt aradı her tavırdan… Tüm bunların vebali beşikte yatan bu veled idi… Bütün imkânları kullanacak, tüm zamanları kollayacak bu “yeni düşmanı” boğmanın yollarını arayacaktı. Savaşı o başlatmıştı çünkü… İnsanlara bakarken, gülerken, oynarken, hep aklının köşesinde intikam duygularını besleyip durdu… Bir kordu artık; ezme, yok etme, sindirme, parçalama, öteleme ya da baskı altına alma duyguları… Gece ve gündüz planlarla geçecekti… Savaş tamtamları saracaktı her yeri…
Hiçbir şeyden haberi olmayan masum bebek meğer dünyaya değil büyük bir imtihana gözlerini açmıştı…
Bekir Şahin
Bekir Şahin 2
Kayıt Tarihi : 5.08.2021 18:51:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bir akrabamın küçük yaştaki ikinci çocuğunda oluşan kıskançlık hissi bende büyük etki bırakmıştı. Olayı resmetmeye çalışmıştım o zaman bu yazıyla. Ama ilerleyen yıllarda baktım, kardeş kardeş oynuyorlar. Alışmışlar birbirlerine :)




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!