Hayattayım, yaşamak ne güzel şey.-Ordu-
O fırtınalı gecede,
Yazgısıyla buluştu.
Gün, geceye kavuştu,
Dalgın gülümseyişlerle.
Oysa,
Ne düşler çalmıştı çiçeklerden,
Ne sevgiler, ne hasret.
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Kutlarım sizi, seçtiğiniz konudan dolayı...sosyal gerçeklere sanatçı duyarlılığıyla yaklaşmak her şairin görevi olmalı.
Ne kadar Medeniyiz dersek diyelim ne kadar Avrupa birliğine girmek için çaba gösterirsek gösterelim. Ülkemizde maalesef bu türlü düşünceler,Töreler, devam etmekte. Binlerce gencimiz ana baba baskısıyla veya çıkar hesaplarıyla istemediği kişilerle evlenmek zorunda bırakılıp ömür boyu mahküm ediliyor. Şiirinizde akıcı bir dille bu gerçeği yansıtmışsınız ve çok da güzel olmuş.
Tebrikler.
mükemmel ve duygu yüklü..
başka bir yerdeydim okurken.
Duygu yüklü bir hikaye sürükleyici
Kutlarım Suna hanım sizin gibi yazmak isterdim tebrikler
Asude GEDİZ
- yureginizi yuregimden kutlamaya geldim, sevgili dost.. Siir dolu yasaminiz olsun.
Eylül ismi gibi hep hüzün düsmüstür,Bu eylülü sevmedim bir türlü..Cok trenlerin freni bosaltildi, kisir yazgilar aslinda dogum tasidi hep ama kürtaj ettirildiler, Siirleriniz düsünceye kapi araliyor belki aykiri düsündüm ama bana onlari cagristirdi,Siir cok güzel kurgulanmis emeginiz oya gibi besbelli, tebrik ediyorum selamlar
Yürüyen bir tabut misali,
Yürüyordu amaçsız.
Ortaçağ sahneleri,
İkinci perde.
Ve,
Eylüldü. dilinizin akıcılığına, zarifliğine ve kaleminize en çok da yüreğinize sağlık... tebrik ederim....
O fırtınalı gecede,
Yazgısıyla buluştu.
Gün, geceye kavuştu,
Dalgın gülümseyişlerle.
Oysa,
Ne düşler çalmıştı çiçeklerden,
Ne sevgiler, ne hasret.
----
güzel anlatımınıza, gönlünüze sağlık..
Kutluyorum, Sevgimle..
Gökyüzündeki Ay bile kayboldu,
Delici bakışların şiddetiyle.
Hiç bu kadar ciddi olmamıştı,
Yırtıcı isyanlar.
'Çeyizimi kefen yapacağım' dedi,
Son bir hamleyle.
Yarı uyur, yarı uyanık.
Boşa yazdı gözyaşları.
Gencecik, körpe bir tomurcuk.
Suna hanım bu sabah ilk sizin sayfanıza geldim suna hanımın sayfasında muhakkak sosyal içerikli bir şey vardır umuduyla..yanılmadım.çabanızı ve bu uğurda yazdığınız şiirlere hayranım...saygı ve muhabbetlerimle...
Kısır Yazgılar
O fırtınalı gecede,
Yazgısıyla buluştu.
Gün, geceye kavuştu,
Dalgın gülümseyişlerle.
Oysa,
Ne düşler çalmıştı çiçeklerden,
Ne sevgiler, ne hasret.
Kaderin garip cilvesi.
Samosata'da dinlenen,
Kervan sahipleri gibi
Yaslandı pos bıyıklarıyla,
Ulu çınarın gövdesine.
Damat adayı.
Babası yaşında.
Gökyüzündeki Ay bile kayboldu,
Delici bakışların şiddetiyle.
Hiç bu kadar ciddi olmamıştı,
Yırtıcı isyanlar.
'Çeyizimi kefen yapacağım' dedi,
Son bir hamleyle.
Yarı uyur, yarı uyanık.
Boşa yazdı gözyaşları.
Gencecik, körpe bir tomurcuk.
Başını kuma gömmüştü anası,
Kaşlarını kaldırmıştı babası.
Söze gerek yok, bakışları yeter.
Sonra, gözler yere düştü.
Kaderi değiştiremezsin,
Der gibi.
Neden olmasın?
Freni boşalmış trendi sanki.
Takıldı aslanın pençelerine.
Upuzun.
Adımlarını sakındı,
Yoklayarak.
Yürüyen bir tabut misali,
Yürüyordu amaçsız.
Ortaçağ sahneleri,
İkinci perde.
Ve,
Eylüldü.
Suna Doğanay
ismiyle kurgusuyla dizeleriyle herseyiyle bütünüyle siir okudum yüreginize,emeginize,kaleminize saglik saygi ve selamlarimla
Bu şiir ile ilgili 39 tane yorum bulunmakta