Ardımdan sabah akşam yorgunluk topluyorum.
Islak bakışlarıma aldırmadan.
Karlı zamanlara sığamıyorum.
Geri gelmeyen mektuplar gibi
Sonbahara elveda.
Karlı rüzgâr ne zaman efkarımı alsa başımdan
Boğazda bir gemi gibi kendinden geçer,
yüzleşir beyaz sayfayla içimdeki şiirler.
hane hane sis
Tane tane karla eğleşen gün
Ah…çatıya konan kuşlar gibi
her saat üstüme kar yağıyor .
Bu günlerde.
*
Kirli ayaklarınla girme eve.
Yerleri daha yeni sildim.
Koridorun başındasın.
Ben dış kapının girişindeyim.
Böyle dersin ama bir taraftan da
yeni silinmiş yerleri kirletmek pahasına bile olsa,
girmemi istersin.
Zaten çocuklar eve döndüğünde,
kirlidir biraz.
Su değil,
sabun hiç değil,
annelerinin şefkati temizler çocukları.
Ayaklarım o yüzden hep kirli kaldı benim.
Yağmurlu akşamlarla dost oldum,
çamurlu yollarda umut tazeledim.
Kentin tüm boyacıları düşman belledi beni.
Kirli adımlarla daldım sokak aralarına,
apartmanların giriş kapılarına,
parkların kalabalığına.
Basacağım bir yeri belki silmiş olursun da
Basma… dersin diye.
Bir kedi, sinsi adımlarla dolaşıyor
çöp kovasının yakınlarında.
Bir defasında şansına,
kovanın içinden aniden fırlayan
irice bir fare düşmüştür belki de.
*
Sonrasında ne vakit kovadan tarafa yönelecek olsa,
adımlarına bir sinsilik çöker böyle.
Apartmanın giriş kapısıyla
bahçe kapısı arasındaki mozaik yolu silen görevli,
kediyi fark ediyor.
Fark etmesiyle birlikte adam,
sanki bir sinir küpü olup yeniden doğuyor
Demek buymuş kovayı sürekli döken
Kedi, püsküllü fırçayı fark eder etmez
adımlarındaki sinsiliği unutup bahçe duvarlarına fırlıyor.
Sarmaşıkların yeşil gölgesinin gerisinde,
bir hayal olup kayboluyor.
O gün bugündür çöp kovasının yanında
bir sinsilik kaldı hep.
Çok bekledim;
belki kedi, belki sinsiliğe muhtaç bir başkası
gelip alır diye.
Alan olmadı.
Oysa yanılıyormuşum.
O ihtiyaç sahibi benmişim.
Meğerse o adı taşıyan bir şiir yazabilmek için
bana lazımmış sinsilik.
Eğildim, aldım ben de.
Hiç kimseye sormadan.
*
Kış mı gelmişti neydi?
Güzellik akıyordu simalardan.
Otobüs bekleyen durak sakinlerinin gözlerinde anlayış,
simitlerinin taze olduğunu söyleyen simitçinin sesinde samimiyet,
aynı yastığa baş koymayı yarım asra dayamış hanımı
kar üzerinde yürüyüşü
ve dünde olmayan daha nice güzellik vardı bugün.
Gürültüler yükseldi birden.
Kalabalık öyle baş döndürücü ki.
Herkes şu hayatta en iyi neyi yaptıysa
onu yapmaya devam ediyor.
Kar topu oynuyor.
kendi metrekaresinde.
Aşağıdaki kadının kahkahaları
ağaçların dallarındaki serçeleri uçuruyor.
Çocuk sesleri.
Sırtımı yaslayıp bakarken sokaklara,
parklara, otobüs camlarına, apartman balkonlarına
çocukluğumda yitirdiğimi sandığı bütün renkleri,
mutluluğu ve iyiliği buldum her bir ayrıntıda.
Hangi mutluluk sonsuza dek sürerdi ki?
Tadını çıkarmalıydım bugünün.
Çünkü yarın,
miyop gözlüğü tamirden gelmiş olacak belki de
*
Katmerli bir hüzün sızlatıyor yüreğimi
Teslim olmuş bir kalbin en derin çığlığı bu.
Nasıl da nostalji ve ukde dolu
Nasıl da kifayetsiz bir his
çepeçevre sarıyor tüm benliğimi.
Düğümlemiş boğazımı
bir anda kelimeler ve duygular.
Birçoğumuz en büyük acıları nadide birer eser gibi
ruhumuzun en gözde yerinde saklıyoruz
Bazı eşyaların suretinde gördüklerimiz
bizi o günlere götürüyor
Bir nevi zamanda yolculuk...
Anı ile an arasına sır gibi bir berzah çekiliyor
ulaşılamaz oluyoruz.
redfer
İlyas Kaplan
Kayıt Tarihi : 20.1.2026 00:17:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!