Yaz ustalarına sunulacak resimle,
Dudaklarım, yalnızlığın dişlerini geçirdiği yara,
Hırçın sakallarımın arasında, yılların külleri saklı.
Görüyorum, o bembeyaz karın üzerinde bir çilek lekesi gibi kanayan geçmişi,
Hiçbir göğün silip götüremediği, o sinsi ve kirli lekeyi.
Hepsi bir alaşım; sanki bir şarap kadehinde bekleyen.
Kırıldı göğün aynası, parçalar saçıldı taşlıklara!
"Yaşlık" dedikleri bu sızlanan, buz tutmuş bir yara.
Soğuk kış filelerini parçalayıp geçiyorum şimdi,
Ilık gazozların yalanı, içimdeki o volkanik sızıyı dindirmedi!
Gözlerim bir bıçak, parlıyor, hıncını arıyor karanlıkta.
Bak! Gazinonun camında buzdan bir yılan,
Bir yudum gazoz, bir yudum yalan!
Bütün o yaşanmışlıklar, o eski ihtiraslar,
Şimdi bir leş gibi yığılıyor, beyaz örtüye sızan.
Ah, o kızgın sarmaşık, damarlarımda patlayan!
Ey hayat! Sefil ve kusursuz bir kış öğlesi,
Bütün limanları yaktım, gemilerim kül artık.
Gözlerim bir bıçak, karanlığı kesen o hınçla,
Bir tek parmak bile kalmadı geriye.
Yalnızlığın o mutlak ve soğuk çıplaklığıyla.
Yürüyorum, ayazın en keskin yerinde,
Zamanın bittiği o son gazinonun eşiğinde!
Kayıt Tarihi : 3.06.2026 15:45:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!