Ahi Evran’ın, Caca Bey’in o mukaddes toprağında durdum,
Kırşehir’in o sarı sıcak, o dertli bozkır akşamında.
Neşet Ertaş’ın "Yalan Dünya" türküsü çınlar hoparlörlerden,
Beni bıraktın ulan, bu yalancı dünyanın tam ortasında!
Bozkırın tezenesi vurur bağlamanın en hassas teline,
"Garip" lakabıyla inler bozkır, tıpkı benim bu halim gibi.
Biz seninle aynı toprağın iki dertli, iki yetim çiçeğiydik,
Sen kıydın bu sevdalığa, savurdun beni bir çalı gibi.
Seyfe Gölü’nün kuruyan sularına baktım dün akşamüstü,
Flamingolar uçup gitmiş, geride sadece çamur kalmış.
Benim de umutlarım öyle kurudu, öyle bitti senin yüzünden,
Meğer senin o verdiğin yeminler baştan sona yalanmış.
Cacabey Medresesi’nin gök bilim kuyusuna baktım gece,
Yıldızları aradım o derin ve zifiri karanlık suda.
Sen ellerin koynunda tatlı uykular uyurken gamsızca,
Ben bu taş sokaklarda kaldım bir amansız uykusuzlukta.
Japon Bahçesi’nin yeşilliğinde gezdim adımlarım yorgun,
Gül bahçeleri arasında aradım senin o eski gülüşünü.
Hangi kadehi devirsem bu bozkır akşamlarında tek başıma,
Kâr etmez hiçbir şey ulan, seyrettim sevdalığın çöküşünü.
Kırşehir’in üstüne çöktü kapkara gece,
Bozkırın rüzgârı alıp götürdü benim bu son çığlığımı.
Kırşehir şahit olsun ki bu mağrur, bu kırık yürek,
Mezara kadar unutmayacak bu içindeki derin kırgınlığımı!
Kayıt Tarihi : 28.08.2026 03:57:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!