Hayatın karmaşasında savrulan toz taneciklerine aldırmadan
Maddenin ortasında parlayan bir kırmızı gül
Dönüyor etrafında sendeleyerek karmaşanın yorulmadan
Duyguları aşikâr arsızlık üstü sarhoş zavallı bülbül
Bu bir hikâye değil sakın aldanmayın
Avamın diline düşmüş gül ile bülbülden
Hakikat perdesinde dans eden ruhlarımızın ağıtı
..
Kırmızı elleri vardı yalnızlığın
kırmızı elleriyle sıkardı bulutları
hep aynı saatte başlardı bu kentte yağmur
gözlerinin bozkırında otağını bırakıp kaçınca günün bütün ışıkları
dilbilmez kuşlarla gelirdi akşam.
Sen bu kenti bırakıp giderdin
..
Zemini damarlarımız dan oldu kan kırmızı
Semadan aldı Bayrağımız Ay ile yıldızı
Can evimin can rengi seviyorum kırmızı seni
Umutlarımı bağladım çektim göndere
Canım pahasına da olsa asla indirmem yere
Can evimin can rengi seviyorum kırmızı seni
..
Önce kurda tecavüz ediyor kırmızı başlıklı kız ve sonra babaannesini öldürüyor, mirasa konmak için.
..
Gözlerin gözlerime baktığı gün
Dudakların dudaklarıma değdiği gün
Kalbini bana verdiğin gün
Seveceğim seni kırmızı gülüm
Mutluyum dediğin gün
Seviyorum dediğin gün
..
Basit bir denklemi çözer gibi,
Çözmek isterdim seni...
Ta ki kırmızı saçlarında,
Bakışlarım takılıp kalana dek...
Öyle garip bir rüzgarım ki,
Estiğimi hissetmiyorsun...
..
Bir gün şu kalemi kafama dayayıp son vermek var.Yazılmamış tüm acıları kırmızı mürekkeple boyamak...
..
Siyah gözlerin bir içim su
Akıyor rüzgar gibi sel gibi ruhuma
İçinden çıkamıyorum batmışım içine
Siyah gözler matemim olmuş aydınlanamıyor
Siyah gecedeki resmin
Düşmüş hançer gibi yüreğime
Şarkılar oluşturmuş dizelerde
..
2. Bölüm:
Ve en çok sevdiğim yaşamdan döküntüler ile hümanist adındaki bahçemizi üç bölüme ayırtıyordum… Hayvanlar... Bitkiler... İnsanlar... Adını vererek:
Ben, insanlar bölümünü sevmezdim. Orada hep çekemezlik, hep kavga, hep haksızlıklar, hep yalanlar, hep bencilikler saklıydı. Ve, dedim dediler… Ve hep korkular…
İşkolik, hastalık hastası, tembellik, vurdumduymazlık… Ve ben ise, Amaçsızlık, Özgürlük, Yalnızlık, Ölüm ile karışık korkuları barındıran bahçenin bu bölümünden ve bunlardan uzaklaşmak için yalnızlık dokuyordum…
..
Sen ey aşk kokulu şehir
Varlığının manasında buldum
Aşk/ın hassını
Ve
Bir istiridyeden çıkan inci tanesi gibi
Gözler/in
Sen ey yüzümü sevdasında yıkadığım
..
Kırmızı Penceredeki
İlk gördüğümde kırmızı pencerede seni
Önce mavi gözlerin deldi geçti yüreğimi
Sonra sarı saçların dolandı boynuma
Direnemedim, çekti aldı senin karşına
Kırmızı pencere… mavi gözler, sarı saçlar
..
kırmızı dut boyarken kırmızıya,
siyah dut boyar siyaha,
iş böyle işler düzen,
kırmızı kırmızıya siyah siyaha,
lakin elbet, bir ademoğlu,
düzeni bozmak için, çıkacaktır
..
Ey sevdiğim maziye daldım yine
seherde önüme çıkmıştın birden bire
kırmızı beyaz giymiştin
o kaşların ö gözlerin o dudakların
gülüyordun karşımda bana
yollarda parklarda kaldırımlarda
dikilmiş bakıyordun bana
..
Kırmızıyla beyaz oldu,kuruluş rengimiz
Sarıyla kırmızı oldu,aslanlı rengimiz
Gol ata ata imza attık,tarihler yazdık
Beyaz kartal iken,aslanı tarihe yazdık
Savaş yıllarında,düşmana çok direndik biz
Rakip bulamadık diye,Feneri kurduk biz
..
özlem, kırmızı kan çiçeği gibi, tam şuramda
özlem, sen, susamak gibi ama
özlem, sen, açlık gibi sana
koku akla gelir mi hiç?
gelirmiş, meğer tadamayınca tenini
nasıl zor özlemek seni kıpkırmızı...
yolda yürürken durup bakmak ordasın gibi
..
Sen düş ülkemin hülyalı yalnızlığı
İçine tıkıştırdığım yüreğime sığar mısın dedi çocuk kalan düşlerim
Bak geçmişin kırmızı valizine
İçinden ben dışında sen varsın
Bu resim çok hoş
..
Umudumun rengidir kırmızı
Yaşamın dokunulmayan ufku…
Gündüzün rengidir
Elimizde kalan büyüsü.
..
………Sokağından geçen yaşıtlarımız hisseder mi bilmem ama ne zaman yakınına ulaşsam o anılar sokağında çocuksu fırtınalara yakalanırım… Sümerbank’tı o, başka mağazalar doğmamıştı kapitalizm esintisinden… Okullar açılmaya yakın Sümerbank’tan alınırdı okul çantalarımız ve ayakkabılarımız…
……… Elektrikler sık kesilirdi o yıllarda ve ben çok sevinirdim, her evde bulunan gaz lambası yakılınca, sevincim yarım kalırdı ama hep, o dönemde en büyük lüksümüz radyodan dinlemekten keyif aldığım Arap bacı bir türlü çıkmazdı gaz lambasından ve ben sonraki gün küser, dinlemezdim radyo tiyatrosu ile Arap bacıyı… Gazocağında pişerdi yemeklerimiz, çok severdim sönmesin diye ara ara pompalamayı ve bitmeyen yemekler tel dolapta saklanır, komşu tel dolaplar içinde hangi yemekler olduğunu çok merak ederdim… Oyuncaklarımız plastiktendi, ne bozulur ne de kırılırdı… En çok huniye benzer, tenekeden yapılmış megafonla duyurulan, at arabası ile geçen, afişleri, ters V yapılmış panoya raptiyelenmiş, sinema filmlerinin reklamını severdim… Ne zaman Yılmaz Güney’in afişini görsem, eve koşar tahtadan tabancamı alır, annem görmeden belime takardım…
……… Ve sokağın eksilmeyen ziyaretçileri pamuk atan, kalaycı, şalgamcı, aşlamacı, bici bicici, çok çokçu olurdu, ama başka kentlerde olmayıp Adana’ya özgü tatlar olduğunu öğrenmem yıllar sonraydı… Banyomuzda altı odun sobası, üstü su kazanı, sarı çeşmeli bir garip sac soba vardı banyo yaptığımız… Ayağımızda takunyalar olurdu banyo yaparken siyah lastikli, benzerini tuvalette kullandığımız ve günümüzde şark köşelerini süsleyen… Yazlık sinemalarda çekirdek çitlenir, çitlenen seslere sinir olurken, tam arakamda biri Arap kızı sakızını patlatır, tüm sinir sistemim harekete geçerdi, oysa Arap kızı sakızının içinden çıkan artist resimlerinden koleksiyon yapardık o yaşlarda…
………Tek bir iğne ile koca sınıf aşı olur, ama iğne kolumuza battığı anda ertesi günün tatil olması acımızı unutturur, şişen aşı yerlerimize de dokunmaktan geri durmazdık… Defter ve kitaplarımız mavi yada kırmızı kaplama kağıdı ile kaplanır, annem ısrarla kırmızı kullanır, maviyi kıskanırdım o yaşta… O yüzden tüm pikapları mavi düşünür, Erol Büyükburç, Şükran Ay, Beyaz kelebekleri aynı renk ve zevkle dinlerdim… Bir Ahmet Kaya, Grup Yorum yoktu o yıllarda ama Ali Rıza Binboğa ‘’Yarınlar bizim’’ şarkısıyla kulağımızın pasını az da olsa silmiş, Eurovizyon’dan da elenince tüm renkler yine kirlenmişti… Mahallemiz, okulumuz, sınıfımızda kim Kürt, kim Türk, kim nereli bilmez sorgulamaz, kardeşçe yaşar, hepimiz siyah önlük giyer, beyaz yaka takardık…
..
Kanımız Aynı Kırmızı
Kanımız aynı kırmızı, aynı gömlekten giyinmişiz
Elimiz yüzümüz burnumuz saçımız aynı
Kara kafayız değişik tendeyiz
Kanımız aynı kırmızı
..
'Aşk'ımızı tırnaklarına benzetip oje misali kapatma güzelliğimizi sevgilim
kırmızı yalanlarla üstümü örtmektense,
yalansız bir kırmızıyla girmeliyim 'Ten'inin beyazlığına bu gece..
Şizofrenik hallenmelerle sana doğru sokulup,
düşüncelerinin zarını yırtmalıyım gecenin bilmem kaçında..
..



