Ah! Şimdi ner’de ola ki?
İncecik ayazla büzülen,
Kırılmış bir vakti taşıyan
Solgun bir Hasanoğlan akşamı.
İşte orada!
Nadiren geçen trenin boğuk soluğu
Bahçelerde asılı çamaşırlara değer.
Akşam ki;
Kiremit damların üstünde yavaşça küllenir.
Yarım bırakılmış bir türkü gibi
Savruk ışıklar düşer pencerelere,
Camekânlar zıngıldar.
Tahta masalarda eskimiş çam sakızı
Kokutur, avuçta dağılan yılları.
Bir ceviz ağacının dip sessizliğinde
Usul usul kabarır iç çekişler;
Söylemez kimse ama
Bazı ayrılıklar erken siner toprağa.
Bir yerde geç kalmış bir akşam bu;
Çöker usulca insanın omzuna,
Kimse bilmez,
Bazı hüzünler yıllarca dolaşır aynı sokakta.
Solgun ışıkların taştığı avlular, balkonlar,
Köpek havlamaları, serpilen kavak yaprakları
Kırılmış bir vakti taşırlar.
Senin adına gelince;
Yas tutmuş bir kapı koluna değen el gibi
İçimde hazin bir sarsıntı bırakır.
Ve Hasanoğlan akşamında insan
Unutulmuş defter arasında kuru bir yaprak gibi
Kendi kalbine rastlar.
12.05.2026
Kayıt Tarihi : 14.05.2026 10:33:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!