- Bebeklerimin kırılmasını istemiyorum! ...
- Ama, bu imkânsız. Nasıl insanlar hastalanıyorlarsa, bebekler de işte aynen öyle hastalanıyorlar. İnsanlar ilaç kullanıp tekrar iyileşseler de, bebekler bunu başaramaz.İnsanın hastalanması da aslında onun kırılmasıdır.
Benim avutmam, bir de kırılmış bebeğin iyileşmesinin imkansızlığına inanması onun gözlerindeki yaşı durdurdu.
O zaman dükkânın yanından geçerken kapısından bak bakalım, mor tavşan gelmiş mi oraya....
O mor tavşanı kendisi için olmamı söylemişti. İmkânsızlıktan alamamıştım ve fikrimi ona açıkça belirtmiştim. Bugün “al tavşanı olmamı” istemedi. Yalnızca “bak bakalım, oradamı şu an? ”-diye sordu. Onun bu sorusu da “O tavşanı bana al! ” anlamına geliyordü zaten.
Geri döndüğümde vereceğim cevap daha şimdiden hazırdı:”Tavşan hâlâ gelmedi.” Biliyorum, o da şunları söyleyecekti:”Her hâlde magazada çalışan adam havuç vermedi, tavşancık o yüzden kaçtı.” Zira geçenlerde alamadığım zaman param olmadığını kabullenmediği için bu cümleyi de eklemiştim tavşanı alamama mazeretime. O da bunu duyunca üzülerek demişti: “Ne pis tavşanmış.”
Bu gün tavşansız kalan çocuk yarın büyüyecek.
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta