Kimseye kırgın değilim artık,
Dindi içimdeki o uğultulu sızı.
Tek tek ayıkladım ruhumun bahçesinden,
Göz boyayan o emanet, o sahte yazları.
Kendi ellerimle sildim alnımdaki isli kaderi;
Öğrendim ki hayat denen bu kalabalık mektepte,
Her darbe, ruhu parlatan bir dersmiş meğer.
Süzdükçe insanların o maskeli yüzlerini,
Adımların bıraktığı izden tanıdım niyetleri.
Gözlerime bakıp sönen yalanın ferini okudukça,
Anladım ki mesafe; soğuk bir duvar değil,
İnsanı kendinden koruyan en sağlam zırhmış meğer.
Mesafe dediğin o sessiz surlar,
Taştan, tuğladan değilmiş aslında;
Ruhun özgürleşmesiymiş yanaklara sızmayan yaşlarla.
Zamanla öğreniliyormuş o vakur, o gürültüsüz savaş;
Kendi içime çekildikçe gördüm ki,
Dışarısı boyalı bir boşlukmuş meğer.
Artık yaklaşanı henüz gölgesinden tanıyorum,
Kimin kalbi samimi, kimin dili yapay; bir bakışta çözüyorum.
Eskiden her gülen çehreye bir cennet sunardım,
Şimdi anladım; gönül sarayımın kapıları,
Kilitli kaldıkça kıymetliymiş meğer.
Uzaklaşanın ardından ne bir ah, ne bir çağrı...
Gidenin bıraktığı boşluğa saçımı başımı yolmuyorum artık.
O boşlukları yalan tesellilerle de doldurmuyorum;
Çünkü eksilen her gölgeyle,
Omuzlarımdaki yük biraz daha hafiflermiş meğer.
Bir kış günü dallarda titreyen o vakur serçe gibi,
Soğuk vursa da kanada, bilir her şeye hükmedeni.
Yalnızlık bir ceza değil, hakikatin en derin kuyusuymuş;
Kendi sesini duymak,
Yeryüzündeki en büyük güçmüş meğer.
Dost diye sarıldığımda sırtımda iz bırakanlar,
Yüzüme gülüp arkamda fırtınalar koparanlar...
Hepsi birer öğretmendi, ruhumu pişiren ateşlerdi.
Kırılmak değil de o ateşte yanıp olgunlaşmak,
Varılacak tek gerçek yolmuş meğer.
Bazen bir susuş, bin sayfalık kitaptan daha ağır;
Gönül yorulunca kesermiş o bitmek bilmeyen hitabı.
Kimse bilsin istemem artık göğsümdeki azabı,
Sabır denen o eski hırka,
En harlı ateşleri bile söndürürmüş meğer.
Gönlümün her köşesine aşılmaz sınırlar çizdim,
Vakti geçmiş her çiçeği kökünden söküp attım.
Huzurun o duru lezzetini, tek başımayken tattım;
Az insan, çokça huzur;
Varlığın tek özüymüş meğer.
Şimdi kalemim elimde, bir mühür gibi basarım mürekkebi,
Kendi iç dünyamın hürriyetinde yaşarım en büyük devrimi.
Ben bu dünya halinden her nefeste şaşarım;
Bilirim ki;
Bu dünya, uyanmaya değer bir rüya haliymiş meğer.
Kayıt Tarihi : 1.3.2026 15:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!