Yokuştan koşarcasına inme
Hayat bu kadar uzun değil
Denize bak, maviyi sev
Ölüm iken peşindeki dört nala
Sen bir kaldırım taşında seyret denizi
Ağaçlar, kuşlara gıpta edip nasıl da söylüyor rüzgar telinden şarkıları
Şehirden gölgeli sokaklar iniyor denize
Yokuş bitince kuşlardan farkın olacak
Kanatların paralanacak akşam çökerken
Mavi dediğin kapkara bir kabus hepsi
Yokuş bitince dağlar büyüyecek gözlerinde
Deniz şiir yazdırmayacak, sadece şiddetli manzaralar kopacak kirpiklerinden
Sesini bastıracak araba gürültüleri
Yokuştan koşarcasına inme
Sağında solunda yüksek apartımanlar
Kimse sana bakmıyor hatta istersen ağla
Duymayacak da seni şehirdeki en uzun kaldırımlar
Güneş nasıl da tel tel denizde bir ikindi vakti
Seni sade bir mavilikle sarhoş ediyor gibi
Kelimeler birikiyor dişlerinde
Dökülmezse eğer kaleminden bir sevda kâğıdına
Kanatacak seni
Bir serap hayaline kanarsan eğer
Kanar zihninde rüzgarın ağuşundaki hayallerin
Yokuşlar sana dik değil, koşarken tut nefesini denize inene kadar
Bir bank bul, nefesimi hisset kaburgalarında
Başını kaldır ve birkaç ızdırapla böyle savrulma
Denize bak, nasıl büyürmüş bir kızıl asuman maviliğe inat
Denize bak bir kelam dahi etmeden
Solunda bir ağrılı sızı yükselsin
Sonra dişlerimle kanatacağım dudaklarımı
Çünkü
Seni bakışlarımla ve kelimelerimle kirletmedim hiç
Kandan kaynayan hararetim, şiirlerimdeki taş duvarlar ve bahçemde her eylül bir tufan hikâyesi
Evim ayaklarına hasret, ellerine öyle uzak ki bahçem, öyle sarhoş ki bahçemde güller bir de öyle büyüyor ki sinemde bu derin hasretin
Bilmiyorum, nasıl bir yanık izi bu, üflemekle nasıl geçer?
Yokuş bitti
Kuşlardan farkın var artık
Şehir yükseldi gözlerinde
Sen ki bir Haziran ikindisinde koşarcasına gittin
Yokuş bitti
Işıklı sokaklar, çiçekli kaldırımlar, paslanmış duvarım ve o duvarda bir kerre dahi dudaklarına değmemiş uzun satırlar, bitti
O yemyeşil yapraklı geniş ağaçlar, yuvası gözlerine nazır kuşlar hepsi geride kaldı
O denize baktığın bank aldattı seni
Yokuştan koşarcasına indin
Ve beni sıyırdı gözlerin
Belki de benim payıma düşen, senin o yokuştan koşarcasına inişindi
Yetmiş asır ve tek bir sahne
Yazıldı ve bitti
Sen yokuştan koşarcasına indin
Kaldırımlar, o yokuş ve gece yakmayı unuttukları sokak lambaları
Kaldırım taşlarında çiçek açtıran o Eylül
Kaderimin bağrında hançerli bir yaşanmışlık hikâyesi sadece
O yokuş hangi şehirde
O sokağın ismi neydi
Hiç mühim değil
Sen yokuştan koşarcasına indin
Beni sıyırdın, beni sıyırdı gözlerin
Sen o yokuştan koşarcasına indin
Kuşların terk ettiği kupkuru dallara döndü göğsüm
Sönük bir kaç sokak lambası kadar görüyor şimdi ise gözüm
Lale sümbül zamanı geçti
Bir akşam şuridesiyle bir anda gelecek şimdi haziran
Sen yokuştan koşarcasına indin
Ben ayağı kırık eski bir bankta, o yokuşta bir kaldırımda her gürültülü ayak sesinde bekledim seni
Şiirleri biriktirdim
Kelimeleri bir bir yaktım dilimde
Söz bitti, akşam oldu
Sevdam düşmesin sokaklara, yazılmasın hatta duvarlara
Komşular şakaklarında kar beyazı geceler büyüyen bir asi genç beklemesin kaldırımlarda
Akşam oldu
Ben gitmeliyim.
Sevdam düşmesin sokaklara
Sen bir daha düşme bu dik yokuşun paslı yollarına
Sen yokuştan koşarcasına indin
Hayat bu kadar uzun değilken
Ben şiirlerin en merhametsiz satırlarına kadar indim
Kelimeler beni bu kadar incitirken
Söz bitti, akşam oldu
Pencerem açık kalmış, odam soğumasın
Sen
Gece, parmak uçlarınla gitmelisin ki fikrim artık serbest kalsın.
[ 00.29.41 || 20.02.2026 - Cuma / Adapazarı ]
Kayıt Tarihi : 21.3.2026 20:30:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!