Her yüce dağın, bir uçurumu var,
Düşmem diyenler, hep ayağa baksın.
Zirvede rüzgarlar, sertçe uğuldar,
Kibiri kuşanan, toprağa baksın.
*
Eski sarayların, tozlu rafları,
Unutulmuş gitmiş, o sultanları.
Silinmiş zamanla, altın lafları,
Yıkılan tahtların, külüne baksın.
*
Gücünü yitirmiş, yorgun dizleri,
Hayat yokuşunda, nefes bitince.
Kaybolur gider, o ayak izleri,
Umutlar tükenip, veda edince.
*
Ne sağda bir ışık, ne solda durak,
Ne varış bellidir, ne yollar açık.
Gönül tarlasıdır, şimdi hep kurak,
Sanki bir kör kuyu, kapısı kaçak.
*
Sırtında taşınır, o ağır vebal,
Sürükler bedeni, taştan kaldırım.
Düşünce değişir, o süslü ahval,
Sanki yere düşen, sessiz yıldırım.
*
Kimseler görmeden, solan yapraklar,
Anısız maziye, karışır gider.
Bizi bekler iken, soğuk topraklar,
Yolcusunu, ancak o zaman güder.
*
Bu ani sarsılış, bu sert devriliş,
Bir anlık dalgınlık, belki bir rüya.
Kendi tuzağına, sessiz seriliş,
Gerçeği gizleyen, bulanık suya.
*
Kaçacak yer arar, daracık yerde,
Betonlar içinde, ruhu sıkışır.
Çare bulunamaz, onulmaz derde,
Kaderle beyhude, inatla yarışır.
*
Yoldan saptıkça, hep çamura batar,
Kendi gölgesinden, korkar o insan.
Vicdanı susturup, kenara atar,
Tökezler sonunda, lâl olur lisan.
Kayıt Tarihi : 30.1.2026 13:43:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!