şehir parmak ucumda
sözlerim sese tehir
parmak ucunda geçiyorum
bir bir bloklarını
gözlerimi kırpmadan
torpido gözünde izim
Sevdanın ateşi eğer
Her an yanıbaşımda yatmasaydı
Ben bu yükü taşıyamazdım
Sevinçlerime biraz hüzün katan odur
En çaresiz anımda
Issız bir dere kenarını
Devamını Oku
Her an yanıbaşımda yatmasaydı
Ben bu yükü taşıyamazdım
Sevinçlerime biraz hüzün katan odur
En çaresiz anımda
Issız bir dere kenarını
tebrikler.. güzel di..
kutucuk kutucuktu eskiden evler,şimdi beton ve tuğlalar sayesinde büyüdüler:))))sokak arası görmüyor güneş ya,sanırım bu yüzden ürüyor böcekler...ben Karafatma!...:))))sen ne olursan ol,umurumda değil gayrı,diyesim geldi valla;özür dilerim...
sevgili Aynur,iyi yazılmış şiirler okuduğumda bir hoş oluyorum..sanki, arkamdan itekliyor beni birisi...bunun sonucunda,söyleniyorum kocakarılar gibi:))))))galiba ben yaşlandım...lütfen bağışla beni,emi!..söylediklerimin şiirle falan yoktur ilgisi,unu da bilirim ya,elimde değil ki:))))
şiir üzerine,sevgili Sinyali yazmış, yazılması gerekenleri...eleştirel gözle ve derinlerden bakarak hem de...ne güzel...teşekkür ediyorum kendilerine,kendim adına...sağ ol sinyali..
kutluyorum sevgiyle......
Ayna, kendi içine hapsolmuş ışığını büyük bir cömertlikle üzerinize saçan bir büyüdür.
Aslında kendisi sihirli bir şekilde şekilsizdir aynanın ve kendisine düşen görüntüyle şekillenir.
Kendi şekilsizliğinin içinden bir anda siz olan görünür, suretiniz çoğalır onun içinde, kendiniz kendinize bakarsınız... onda gördüğünüz ne varsa size aittir... oysa 'ayna başkasıdır'
BORGES
Aynaların ürkünçlüğü konusunda Borges yalnız değildir aslında. Mevlana;
-Bir tay, içmek üzere durgun bir suya eğildiğinde, suda aksini, kendi çehresini görünce ürker ve kaçar
Der...
İki büyüğün kıssasından, bu şiire çıkarılacak hisseye gelince..
Kasabamızda küçük çocukların aynaya bakması, baktırılması hoş karşılanmazdı..
-Çocuk aklını oynatır sonra. Derlerdi..
Şiir, bedeninizin değil ama bilincinizin yansıdığı bir ayna özelliğine sahipse sizin için, büyülü bir ürkünçlük başlar şair adına..
Ve en önce de aslında şairi irkiltir, şairi irkilttiği ölçüde irkilti dalgalarının halkaları, diğer insan yüreklerini dalgalandırarak çemberleri kesiştirmeye başlar..
Şiirde, durgun su'ya aksi düşmüş bir tay'ın ürküsünü gördüm şair adına.
Ve şiirin dalgalarının dalgalandırdığı ölçüde, kesişen ürpertilere dönüştü, şiirin aynasının büyüsü gözümde...
Hani bir rüyadan ansızın uyandığımızda vücudumuza bir inme iner ya, şiirde öylesi zamanlarda ayrışır bizden. Hiç farkına varmasak da o özetimizdir bizim. Karakutusudur ömrümüzün; sırlarımızın, düşlerimizin hiç kimseye okumadığımız defteridir…
“say bademleri,
say acı olanı, uyanık tutanı say,
beni de onlara kat:
gözünü arardım hep, gözünü açtığında,
sana kimselerin bakmadığı bir anda,
örerdim ya o saklı, o gizli ipliği ben,
ki onun üzerinde tasarladığın çiy'in
testilere doğru kaydığı bir zamanda,
yüreğe varamamış öz bir sözle korunan.
say beni de bademlerden say”
Neden bilmiyorum senin bu şiirini okuyunca hayatı acılarla geçmiş Paul Celan’ın ilk şiir kitabına adını veren şiir geldi aklıma. Belki de ilmeklerim çözülüyor, diriliyor tohumlar yeniden. Fırtına durulsa da gerilip kopuyor zaman… Kim bilir?
Bu şiir ile ilgili 4 tane yorum bulunmakta