Bugün siyaha kaçtım,
Derinlere,
Okyanus tabanına,
Kaçtım ya hani, geceler gibi ama,
Zifiri karanlıkta belirdiğinde adalara benzeyen vapurlar gibiydim, bir var bir yokum.
Gömdüm.
Kinimi, acımı, zehrimi gömdüm
Gömdüm gömmesine de,
Yetmedi toprağı bile zehirledim
Ümidi kesmiştim benden.
Ne kadar üzücü böyle gelişmelere ait tecrübeler.
Neden dersen bu bahsi geçen iki kişiden biri mutlaka üzüntüyü tadan olur.
Herkes kendi gazabında acı çekecektir mutlaka, bu yüzden huzurluyum insan olduğumuzun farkına eninde sonunda da olsa fark edeceğimizden dolayı. Ölenlerin, acı çekenlerin,
gönlü kırılanların ve hatta buruk yüreklilerin bile cellatları er yada geç kendi
urganlarında fark edeceklerdir yaptıklarının ne demek olduğunu.
Bugün yüreğime en sevdiğim meyveyi artık sevmeyeceğimi söylesem, o bile gülerdi bana herhalde. Neden biliyor musun? İnsan yüreğini hoş tutan, onu heyecanladıran, sevildiğini veya sevdiğini fark ettiği ve bunu sürdürdüğü birinden asla vazgeçmez istemez.
Bir yiğit edasındayım.
Adımı karaladığım mezar taşının memnuniyetsizliğinde ürkek cesaretim.
Kelimelere sakladım kendimi.
Bana bir ışık gönder!...
Ortalık zifiri karanlık,
Yüreğim kapanıyor,
Karanık örtülüyor perdelerle,
Zaman geçiyor,
Sonra da
Ölüler geçiyor üzerimden,
Toprağa gizlenmiş yüreğimin üzerinden
Ayak sesleri geliyor,
İnsan hayatta başlıkları çok kolay belirleyebiliyor. Anlatırken hayatındaki sülietsiz kahramanlarına, bir lakap takmayı unutmadan geçemiyoruz. Günlerin, haftaların, hatta tüm anların ki, bunlara rüyalarında yaşadığın bile dâhil, yani tüm yaşananları dökerken kirli bezlerine, istemediklerini anlatırken, renkli, parlak ve uçucu kısacık başlıklar atıp geçiyoruz asıl konunun betimlemelerine. Kader, iste tam burada çıkıyor insanın karşısına. Kısacık bir isim oysaki ama o rüyalarında yaşadığın o üç saniyelerinle bile hesaplanarak yazılıp dökülse kitaplara yetmez sana bütün kütüphanelerdeki okuduğun insan hayatları. Çünkü en sonunda, bak, sana kocaman bir ömür ile çıkar karşına. Bir kere adına dönen şans topunun yazısı düşerse yuvasına bir daha asla silemezsin alnından alın yazısını. İşte o an anlarsın alın yazısı nedir ve bu kütüphanede hangi başlıkla yaşadığını. Bu, senin alın yazın. Adının önemi yok. Çünkü o isim senin değil, sen sen değilsin. Sen alnında yazan yazının alt satırlarındasın. Yeni bir başlık atamazsın sana yazılmış kitabın satır aralarına. Sen sadece okuyabilirsin. Adın bazen Kenan olur bazen Serdar ama bunların önemi yok yaşadıklarını anlatırken. Bir başlık seçersin, en sevdiğine kendini anlatırken. Kendini koyarken ortaya çırılçıplaklığınla, utanırsın kendinden adına söylediğin isminin serdar olduğuna. Anlatırken kendini en sevdiklerine, evinin duvarındaki çatlağa kadar anlatırsın ya hikâyeni, sana yardım etsinler diye. Çünkü çaresiz kalır, yapamazsın tek başına yardım almadan. İyi ve kötü, anlatılmak için sıraya girerler kafanda önce ben önce ben diye. Çaresizliktir insanın kendi kendini hançerlemesi düşmanın karşısında. Utanır, adını söyleyemezsin benim adım Kenan diye. Senin adın Kenan değil. Kabullenirken adının ne olduğunu, açarsın gözlerini şöyle bi yattığın yerde, kafanı kaldırıp bakmak istersin ben nerdeyim diye, işte o an anlarsın kafanı çarptığında tabutun tahtalarına adının ne olduğunu. Ne Kenan'lar ne Serdar'lar yazılır isim diye mermer taşlarına bu senin yattığın yerde. İşte ne okumakla biter bu ismin manaları nede saymaya yeter senin gibi kaç kişinin ismine kazınan taşların altında yatanları.
Su anda saat sabahın bilmem kaçı bilmiyorum ama hala horozlar ötmedi ya da yanı başımda olan cami imamı daha uyanamadı ya da ben anlam veremediğim bir rüya içerisindeyim. Bir çit üzerindeyim ama kavalcı yok kuzularda yok.
Mutlu türevini açamıyorum kendi ana temamda; bazen babanemden hatırladığım bir parça peynir, bazen ise annemin anlattığı ezbere bildiğim çocukluk anılarım, bazen içtiğim bir bardak şarap, bazen beni ağlatan puslu akşamlar, ya da nefret ettiğim bir şarkı, ya da düşünmek istemediğim aşk oyunlarım ve sonra aşklarımın görüntüsüne bürünen kemirgenler. Onlarda oda yok, ev yok sadece beynim var. Geliyorlar zorla kafamın içerisine girip bana seni hatırlatıyorlar.
Bir kesik at damarına kılını kıpırdatmadan,
Yenilmezlik gerçek değil yoluna düşmüşken zalimin,
Zafer dersin korunmasızlığına bükülmüş boynunla...
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!