Yüzün:
Bir odanın ortasında yönünü yitirmiş
o çıplak, o ilk bıçak.
Eşyalar sarsılıyor;
sende duruyor dünyanın bütün dikişleri.
Seni sevmek;
kendi köklerini bir yabancının göğsüne gömmek,
ve orada,
hiç olmamış bir çocukluğu sayıklamak.
Bakışın:
Zamanın derisini yüzen
o kırmızı, o dilsiz yarık.
Ben senin kıyında,
ismini bir mermi gibi yutmuş o son kaçak.
Tenin:
İçerideki o büyük karanlığın
dışarı taşmak için bulduğu tek delik.
Dokundukça ufalanıyor içimde
o mermer, o kaskatı tarih.
Aşk;
bir uçurumun dibine
kendi kemiklerini hediye etmekmiş meğer.
Göğsümdeki bütün putlar devriliyor;
gürültüsüz, ağır ve çıplak.
Biz:
Aynı iğneyle birbirine dikilmiş
iki yabancı kumaş.
Sende bitti bu ömrün
o uzun, o yalan sabahı.
Sustuğumuz yer:
Paslı bir çiviyle birbirine çakılmış
iki bellek.
Konuştuğumuz her şey;
artık ağzımızda biriken
o soğuk toprak.
Ayna kırıldı;
ne “sen” ne “ben”,
artık bu yırtık anda çarpışan
iki hiçlik.
Sadece bu zeval,
bu tekillik,
bu mutlak son.
Sesin:
Şehrin boğazına düğümlenmiş
o ilk ve son çığlık.
Vurdukça ruhuma,
kanıyor o içimdeki
en dilsiz, en kör yer.
Sen:
Başladığım yer değil,
içine düşüp de dünyayı unuttuğum
o tek boşluk.
Geriye kalan her şey:
Bir hata payı,
birer ölü soru.
Kayıt Tarihi : 5.1.2026 14:00:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!