Kaya Su Şiirleri - Şair Kaya Su

Halâ yaşıyor...

Kaya Su

Bugün zamanın başına buyruk oluşunun farkına varmanın yıl dönümündeyim.
Hatırlayabildiğim kadarıyla geçmiş günleri sorgulamaya, kalanlarla kalmayanların hesabına düştüm.
Kafamın içine bana ait olmayan sesler, suretler, küfürler, kahkahalar ve
ağlamalar...
Bunların hepsi çok kalabalık.

Devamını Oku
Kaya Su

Sana, seni nasıl anlatmayı bilmememin sancısıdır dilimi böyle tutan.
Ne varsa eski olan ve eskiden kalan, şiir olur; yaşanmış her hikâye
ve kalemimin kırıldığı her satıra kadar defalarca, kanata kanata sorgulamak…
Sana dair bir cümle, bir kelime, bir mürekkep lekesi bulup sığınmak...
İçimde bir yangın; orta yerinde sen ve gül kokusu, ben bu kadar kül iken.
Tanrılar görüyor mu acaba?

Devamını Oku
Kaya Su

Ben, uykusuz bir sayfayım, kalabalık bir kitaptan kopmuş.
Bütün kelimelerim dilsizdir, duyamayabilirsiniz.
Tek nefeste bitmeye meyilliyim ama okunmayacak kadar gereksiz, anlaşılmayacak kadar da yersiz yazıldım.
Buruşuk satırlarımda yıkılmış bir dünya, üst üste çökmüş kara bulutlar;
bulutlar arasında gökkuşağı… bazen var.
Sadece bazen, işte.

Devamını Oku
Kaya Su


Takvim, sayfalarını çevirmiş aynı kısır döngünün baş gününe varmış yine.
Ve ciğerlerim de dahil
kan dolusu, isli kokular sarmış her yeri. Geceyi kalabalıklaştırmak için yastık altına saklanmış kabuslarım, beni izliyor sinsice. Kör sanıyorlar beni, görmezden gelmeyi öğrendiğimden bi' haberler oysa...
Bu sabah biraz daha buğulanmış gözlerim, ki sol gözüm sağ gözümle hep kavgalı; inat etmiş açılmıyor ve nice zamandır ilk defa bir fikir birliğine varmış, ayna arar oldular. Sanki çok görülecek bir şey varmış da, görebileceklermiş de...
Ben hâlâ dün ile daha dün arasında sıkışmış

Devamını Oku
Kaya Su

Bilmem nasıl anlatılır bazı günler;
Hani hiçbir şey olmamıştır daha,
ama için durmaksızın hazırlık yapar ya bir yıkıma.
Bugün işte, öyle bir gün. Ne yapsam eksik kalıyor.
Gözlerim bir köşe arıyor susmak için, kalbim bir ses...
İçimde kimseye anlatamadığım bir telaş var.

Devamını Oku
Kaya Su

Kimse anlamaz, anlam veremez.
Belki de umursamaz ama
ben yine de özür dilerim.
Biraz isyankârdır ve serseri bir tavrı vardır.
Alaycı gelebilir sözlerim.
Anlam taşımaz bakışlarım. Çökük, baygın bakar gözlerim; biraz da yorgunum.

Devamını Oku
Kaya Su

Hüzünlü bir akşam öncesiydi, yolumuzu kesiştiren.
Güneşin kızıl sancısından hemen önce,
aynı sokağa esiyordu sessizliklerimiz.
Başka başka düşlerin kesikleriydi ciğerlerimize dolan.
Ağızlarımızda çığlıklarca boşluk; dil ağrıları...
Ve terkedilmiş merhabalar.

Devamını Oku
Kaya Su

Gereği düşünülmeden verilen bir kararın hükmü gereğince, başlanılan uykusuz saatlerin ilk satırlarındayım.
İlk cümlede geçen kader, adli acizlikte ben derin kesikliklerle dolu birkaç soluktayım.
ve kasvetli bir sessizlik yutuyor bütün sesleri.
Yutkunamıyorum. Boğazımda ölümcül bir düğüm, habis bir güç gibi boğuyor beni ama ölemiyorum.
Ruhumdan bulaşmış şiddetli bir soğuk bütün bedenimi sarıyor.
Kıyısındayken dahi hakettiği saygıyı göstermediğim ölümü şimdi saç tellerime kadar yaşıyorum.

Devamını Oku
Kaya Su

Bu hikâye, yaşadığı sanılan ölü bir adamın hikâyesidir.

Öncelikle belirtmeliyim ki, konunun benimle uzaktan yakından alakası yoktur. Ben sadece kalemi doğru tutmaya çalışan, kafası karışık, ağzı eğri, dili lâl, bilhassa sefil bir yaşama sevinciyle çırpınan bir keresteyim. Evet, öyleyim...! Zira sabahı akşam etmenin ve akşamdan sabaha şuursuz bir geçiş yapmanın yegâne çaresidir kereste olmak.

“Olmak” demişken; neyin ne olduğunu anlamaya çalışmayı uzun bir zaman önce kenara bıraktım. Başıma gelenleri, ağlamaya bile aciz bir şekilde kabul edip, üstüme düşen ayak altı tozlarıyla süslemek gibi bir hobi edindim. Çiçek falan kurutuyorum dertler arasında. Öyle gül, papatya değil. Menteşesi kırık pencere önündeki kaktüse aittir hepsi. Açmak üzereyken dökülenlerden topladım; asla dallarına dokunmadım. Zaten hepsi kırık, bir de benden gelmesin bir darbe.

Devamını Oku
Kaya Su

Biliyorum, sen bunları duymayacaksın. Zaten sana da söylemiyorum. Ayrıca duyan hiç kimse de üstüne alınmasın; çünkü bu hikâye, yaşadığı zannedilen ölü bir adamın hikâyesidir. Ki yine konunun benimle uzaktan yakından alakası yoktur. Ben sadece kalemi doğru tutmaya çalışan, kafası karışık, ağzı eğri, dili lâl, bilhassa sefil bir yaşama sevinciyle çırpınan bir keresteyim.
Evet evet, keresteyim. Hakaret değil bu söylediklerim, bilakis kendimi tarif ediyorum. Tarife değer mi bilmiyorum ama maksat kalabalık olsun, çok şey biliyorum diye bil istiyorum. Biraz da senin gibi yapıyorum. Söylediklerim şuursuzca gelebilir sana. Sonuç olarak özensizce yontulmuş bir ağaçtan arta kalanlardan ibaretim.
Zaten ben bildiklerimi de dar sokakların duvarlarına, gelişi gelmeyenleri bekleyenlerin yazdıklarından öğrendim. Duvar bitene kadar ve önceliklerinin de üstüne yazdılar. Sanırım bu yüzden ben “ben” deyince akıllara hiçbir şey gelmiyor. Ben değil, başkası da deyince aynı şey işte...
Ne kaşık olabilmişim sıcak bir aşa ne de sap olabilmişim herhangi bir baltaya. Ki ne işim olur benim bu olaylarla; dilimi yakmışım ta ne zamanlardan beri, bu yüzden soğuk aş severim ben. Bir de baltaya yardım ve yataklık edemem, ben ağaçları da severim.
Dertlerimin arasında kuruyan bütün çiçeklerden de özür diliyorum; serseri tavırlarımı gizlemek için kullandım hepsini. Ve beni kullanan herkesi de ayrıca tebrik ediyorum. Kimse üzülmesin ya da sevinmesin. Kızmıyorum, hak veriyorum; çünkü ben bir keresteyim.
Şimdi oradan bakınca marifetmiş gibi anlatıyorum görünüyor. Şunu da unutma, görmek yetmiyor. Zira hiçbir şey göründüğü gibi değil. Mevsimsel boşluklara karşı gerek olmayan bir çaba ve yine aynı çabanın yeşillerini dökmüş kuşkonmaz bir ağacın yeniden yeşermesine sarfiyatı kadar bir cehalet var avuçlarımda.

Devamını Oku