Ne bir mum ışığıdır ve ne de bir lamba
Benim istediğim, karanlık mı karanlık...
Bilirim, döşeyin bir mustatil muşamba,
Karanlık mı ışıktır, ışık mı karanlık.
Ne bir kapı aralığı, ne de bir perde
Benim istediğim, zifirî mi zifirî.
..
Kelepçe vuruldu kollarım bağlı
Karanlık gecenin olur sabahı
Hapse düştüm, kaldım, yollarım bağlı
Karanlık gecenin olur sabahı
Satışım olmadı, işlerim durgun
Gitmek için koştum, düştüm çok yorgun
..
Yüreğimin titrek ışığı
Uyanan gecemi aydınlatıyor
Onu ben uyandırmadım
Düşledim
Gecem karanlık ve alıngan
Ben karanlık değilim
..
Neden karardı her taraf neden Kapkaranlık
Gözlerim denen kapandı ama hala açık
Ey gökyüzü kıyamet mi koptu artık
IŞIKLARI AÇIN! Neden karanlık her yer neden kapkaranlık
Cehennemde ateş yanmıyor mu artık
Cennette akmıyor mu şol ırmak
..
Üçüncü Boyutun Şifresi
Boyutları anlamak için geometri kullanılabilir; geometri, mutlak manada boyutları anlamaya yetmez ama akla kapı açar! Üçüncü boyuttan, hiçliği, 2. Ve 1. Boyutu, anlamak o kadar kolay olmaz! İzafiyet, görecelilik aşılmak zorunda! Üçüncü boyutta, algılara izafi bir alan var ve bu alanın sınırlarını izafiyet belirliyor! Önce-sonra; büyük-küçük; az-çok; iyi-kötü; aydınlık-karanlık gibi daha pek çok izafi sınır var!
Mesela, “Az-çok” göreceliliğini kaldıralım; bir de bin de “Bir” olsun! Sayılamayacak kadar çok sanılan “Zerre”, bir tane ve artmaz eksilmez! Artmıyor ve eksilmiyor ise zaten “Tek” olmalıdır! Maddenin temel taşı olan “Zerre” bir tane ise atom altı parçaların en temeli “Zerre”, tek olmalı! Zerre ile evrenin aynı olduğunu düşünelim! “Az-çok; büyük-küçük” izafiyeti kalkınca “Tek” var! Akıl karışıyor değil mi? Çokluk aleminde, tek olanın yansıması aklı şaşırtıyor! Başını bir yere vuranın çift görmesi gibi düşünelim! Tek olan, göreceli olarak 3. Boyutta çoğalıyor!
“Hiçlik”, genel anlayışta “Yokluk” olarak düşünülür; oysa hiçlik, felsefi manada her şeyin kaynağı, sınırsız ve sonsuz bir potansiyeli ifade eder! “Hiçlik” dediğimde, sonsuz ve sınırsız bir potansiyeli kast ediyorum. Kaynak gibi, tüm boyutların çıkış noktası!
..
Aydınlık nedir ki; gözünü bir kaparsın yok olur
Karanlık nedir ki; gözünü bir açarsın yok olur
Aydınlık da sensin, karanlık da sensin...
..
Aydınlığa sarılan gece olur mu hiç karanlık?
Geceye bürünen ay kalır mı hiç karanlık?
Geceye bürünen ay özünde zamana bir aydınlık.
Ne kadar bakışın aydınlıksa yanar bakışına yansıman.
Geceyi aydınlatır zaman aşktır adı ay.
En karanlık hüzünde güneş ışığına sarılınca ruhun,
Gece dipsiz bir sessizlik olur zamana.
..
İçi boş beynine profilimi doldurma çalışması içinde olamam. Sendeki kafa dipsiz bir kuyuya benzer. Bana Yusuf yüzlü diyeceksin diye karanlık sularına düşemem. Sulanmış beyninin kılcal damarlarında çıplaklığımı yüzdüremem. Sen beni düşüncelerinle boğmaya çalışırsın. Bir girdaptır, bir karanlık sudur beyninin içi. Bana aydınlıktan ve yakamozdan dem vurma.
Karanlık beyninin zindanlarında her şey paslı. Kilitlerini ben açamam. Ben yüreği yanık, dudakları kurumuş halde seninle konuşurum. Sen ise boş bardağı bana dolu gösterirsin. Yüreğime serptiğin sular bir yalandan ibarettir. Senin yalanlarına kanamam.
Neyimi merak edersin hadi söyle? Kıyafetim sana yakışmaz. Sen bana göre bir yırtık donsun. Tarzım seninle uyuşmaz. Aynı zamanda bir yamasın, boşuna bana yamanmaya çalışma. Senin rengin benim kıyafetime uymaz.
Senin hayatın lükstür. Lüks arabanın aynasıyla bana çarparsın, sonrasında camı açıp ağzıyla laf yapmaya çalışan da yine sen olursun. Nefretin diline vurur. Husumetin de bir asaleti olmalı. Sen o markalar içinde köpek maması gibi durursun.
Bu ülkede şehirler, kasabalar, köyler uzak değil. Senin gibiler, benim gibilere uzak. Bana bir uncu, bir fırıncı gibi bakarsın. Oysa boş çuval olan sensin. Beni kendinle karıştırma. Sen insanlara sığır dersin, sonra yayık gibi sağa sola çalkanarak yaşarsın. Oysa senden ne ayran olur ne yağ. Her tarafından nefret akıtırsın.
Her yanın tuzak olsa da ben ne çakalım ne de kurt. Tuzağına düşmeyeceğim, sana son sözümdür. Sen git ayılarını durdur. Dağlardan, taşlardan, ormandan tiksinirim dersin; ama yanından ayıları hiç eksik etmezsin. Tam bir Etiler züppesi ve şehir fiyaskosusun. Tam bir etiket manyağı, medeniyet canavarısın.
Husumetin bile bir asaleti olmalı. Sen olsan olsan benim için bir zorba, tosba, haspa, kokana, en iyi gazetede boş sözlerle doldurulmuş bir makale olursun.
..
Düşüyor düşüyor, karanlık içinde yitip gidiyor, ömürboyu unutulmayan ân, yıllarca sürüyor izi, büyüyünce geçecek ama uzun sürüyor, çocuk işte düşüyor düşüyor, ölümü nerden bilsin, karanlık bir dünya hep, oysa gündüzleri diye bir şey var, bilmiyor henüz güneşin eylemini, ölümü de bilmiyor, o düşmüş, kafası yerden yere, önce karanlık sonra annesinin kucağında, annesinin kokusu, sıcaklığı iyi geliyor, hangi çocuğa iyi gelmez ki anne kolları, günlerce sürüyor ağrısı, gözyaşları, çocuklar düşünce ağlar ama bu kez başka, başka olduğunu da çok sonra anlayacak, büyüyünce, zaten insan büyüdükçe anlamıyor mu dünyayı, anlıyor mu?
Anne bir kez daha hayat veriyor, anne hayat verir; yaşam buluyor o kucakta bir kez daha, ne kadar da şanslı, annesi günlerce kollarıyla sarıyor, kokluyor kokluyor kokluyor...
Tekrar elinden tutup koşacak, sürükleyecek sokaklarda, dar sokaklarda eyüp olmalı, en eski istanbul semti, tulumba tatlısı, düdüklü testiler, trampet, ünlü oyucaklar işte bayramlarda alınan; elinden tutup sürükleyecek, otobüste yer kapmaca, meğerse ne küçükmüş o sokaklar, büyüyünce anlayacak, oyuncaklar da kalmamış.
Baba yine pencerde, kışın oyunu anneyi bekliyor bekliyor bekliyor, anne elinde tarak saçlarını tarıyor tarıyor tarıyor, istanbul’un orta yerinde görüntü kendini yineliyor.
..
Senden çok uzakta, içim coşmuyor
Vazgeçtim hasretten, geri dön artık
Bir kaç söze gelmez, yalnız koşmuyor
Gölgeler karanlık, kim takar artık
Gözümde uyku yok, yastık ne yapar
Akşam karanlıktan, söyle kim korkar
..
Güller de ağlar tıpkı senin gibi. Sen de bir kelebeğin ardından gözyaşı dökersin. Onun için hayaller kurarak, beynine giden damarlarından arzularını yürütürsün. Kalbinin bir başka attığını düşünürsün. Daha bir güzelleşirsin. Bütün aşıkların betimlediği en güzel güle dönüşürsün. Oysa kanlı karanlık günler seni bekler. Tıpkı güller gibi olursun kelebek seni terk eder. Bir daha onu göremeyeceksin diye ağlarsın. Bakıp durursun siyah ufka gözleri nemli. Bahar günleri bitmek üzereyken senin için, sen de kelebeğin ardından yas tutarsın. Bir daha onu göremeyeceksin diye ağlarsın.
Güller de ağlar tıpkı senin gibi. Ve bahar bitmek üzereyken sen, günlük güneşlik günlerin yasını tutarsın. Tıpkı güller gibi ağlarsın. Ve özlemle yansan da cayır cayır bir damla su bulamazsın. Ve o kısacık ömründe bir aşk yaşayamazsın. Kurursun, kudurursun ve solarsın. Artık ölüm kapını tıklatırken onun ayak sesini beklersin. Ölüm gelir de o gelmez. Aşk kokan bir ölü olursun. Bir bunalımın sonucunda geceye dolanırsın. Karanlık ruhuna iyice dolduğunda içini boşaltacağın sevgiliye rastlayamazsın.Tıpkı güller gibi olursun kendi dikenleriyle yaşamak zorunda kalırsın. Yüreğini acıtır o dikenler. Bedeninden kan akarken o duygularına dokunmaz. Gonca günler gibi susarsın.Yapışır üzerine yalnızlık. Annesiz ve babasız çocuklar gibi tek oyuncağın yalnızlık olur. Tıpkı karanlıkta kalan güller bir ışık bulamazsın. Tek renkli bir dünyada yaşarsın.
Çiçeklerin kokulu dünyasında kelebekler masmavi gökyüzünde dolaşırken başın döner de sen kelebekle aşk yaşayamazsın. Çünkü sen ona muhtaçken o gider başka çiçekleri koklar. Sen yapayalnız kalırsın. Sana böcekler, arılar ve karıncalar düşer. O kelebek gelip de kanatlarıyla seni serinletmez. Kanlı karanlık bir gecede yalnız kalırsın. Onun hasretiyle yanıp tutuşsan da asla dudağına gelip su vermez. Sonra gelip senden aşk şarkıları bekler. Ona yüreğini açıp da derinliğinde yanıp kül olmuş hazan bahçelerini gösterdiğinde seni bırakır gider. Onun kanatları vardır çünkü. Uçup gider de başka çiçeklerin dudaklarına konar. Sen susarsın öylece. Sözcükler ağzında düğümlenir kalır böylece.
Güller de ağlar da tıpkı senin gibi. Gelip sana gülüm demez. Sen bakıp durursun siyah ufka. Ama onu göremezsin ve ağlarsın. Çünkü ağlamak gözlerinin kaderi olmuştur. Gözyaşlarını içine akıtırsın. Ve sonra başını yalnızlığa yaslarsın. Bir daha onu göremezsin. O ağlayamazsa da sen kelebek gözyaşları dökersin. Böylece kendini ona benzetirsin.
Zaten hayat güzel değildir. Güzel olan hayallerimizdir. Sen aşkı hayallerinde yaşatırsın. Yüreğin kanasa da sen yine de o yürekle sevmeye devam edersin.
..
Ay'ın erişilmez olduğunu söylerdiler,
Ama ben inanmadım erişilmez olduğuna,
Eğer ay karanlığı aydınlatıyorsa,
Ben de karanlık olurum ayın ışıklarından aydınlanan,
Aydınlanan karanlık olurum erişirim,
Şimdi sana çok yakınım.
..
Yine karanlıktı odası. Yaklaşık altı aydır giderek artan zaman ile karalıkta oturuyordu. Karanlıkta ışık arıyordu. Çok korktuğu karanlığa alışmakta istiyordu. Gözleri kimseyi görmüyor. Sesler işitmiyordu. Dokunduğu bir şeyler vardı. Onları da hafızasında kalan görüntülerle şekillendiriyordu. Artık karanlıkta oturma zamanını dört saate çıkarmıştı. Saati kuruyordu ve zaman dolduğunda perdeyi açıyordu elektrik ile.
İlk başladığında sadece 10 dakika dayanabilmişti. Koşmuştu elektriğe. Göğsü daralmış, yalnızlığı had safhaya çıkmıştı. Televizyonu açmış, bir film izlemeye başlamıştı. Evliydi. Bir çocuğu vardı. Projesini eşine anlattığında çok saçma bulmuştu. İşten eve geldiğinde sadece akşamları görüşürken nasıl bir ayrılık olacaktı ki bu… Çocuğu okuyor ve onun desteklenmesi gerekiyordu. Bazı akşam gezmeleri, misafirlerin ağırlanması, alış verişte cabası. Evlilik sorumluk ve sosyal bir müessese idi. Haklıydı da. Fakat ışığını bulmaya ihtiyacı vardı. Bencil miydi? Kesinlikle. Ama bunu gerçekleştirmeden de geleceğini düşünemiyordu ki… arayıp bulamasa mutsuz da olacaktı. En azından gecenin bir bölümünde gerçekleştirebilmek için anlaşmışlardı. Her gün gece saat üç gibi kalkacaktı bu seanslarına.
Başlangıçta karanlığın içinde geçmişini seyrediyordu. Gözünde yaşadıkları ve iyi-kötü yaptıkları net bir şekilde canlanıyordu. Karanlıkta film seyreder gibiydi adeta. Karanlık sanki yaşadığı görüntülerle gündüz gibi bir perdeden yansıyordu gözlerine. Bazen gülüyor bazen ağlıyordu. Her gece artan kalış süreleri bu görüntüleri değiştirmiyordu. Hatıraları da aslında çok net değildi. Zamanla bu görüntüleri karanlık doldurmaya başlamıştı. Artık sinema sona ermeye başlamıştı. Kulaklarında umutsuzluk, sessizliğin içinde perişan etmeye başlamıştı. Bir şeyleri duymaya, bir şeyleri görmeye öylesi can atıyordu ama olmuyordu.
Artık karanlığa alışmıştı. Fakat hala onun içinde saklanmış ışığı arıyordu. Ahmet Yesevi’nin ışığını, Yunus Emre’nin sabrıyla, Mevlana’nın kızıl ötesi boyutlarında gezerek. Birileri gelmeliydi yanına ışığıyla, nefesiyle, canıyla… Öylesi sohbete, itirazsız ve can kulağıyla dinlemeye de ihtiyaç hissediyordu! Sabırla bekliyordu. Dilinden çıkacak, ister istemez bir şeyler mırıldanmalıydı. Varlığını anlaması için. Kendi sesini dinliyordu. Öğrendiği ne varsa zikirle dolduruyordu karanlığını. Vaktini böylece dolduruyordu. Bazen de düşünüyordu, vaktini doldurmak için mi karanlıkla oyalanıyordu..Kafasında böylesi o kadar çok sorular vardı ki…
..
Kalp sensiz bir başka atıyor bugün
Gözler seğiriyor eller titriyor
Yürek senin acınla sendeliyor
Karanlık odama güneş doğmuyor
Yüzüm hiç gülmüyor yürek yanıyor
Gönül dili söylüyor ses çıkmıyor
..
Karanlık işlerin karanlık adamları sarmış heryanı.
Sen istediğin kadar parala kendini kendini, sıkmışlar boğazını,
Kendine yetmezken gücün,komşuna karışırsın,
İş sana düşünce şaşkın fare gibi,kaçacak delik ararsın.
..
Karanlık yollar geçmekte sonu görünmeyen,
Her adımda daha da derinleşen,
Kırık bir kalbin parçalarıyla keskinleşen.
Karanlık yollar geçmekte fark ettirmeden.
Kanar yürüdükçe ayakların,
Batar her yanına, acıtır canını,
..
Karanlık gecelerin elbet nurlu sabahı,
İnsanlar hep bekliyor, kurtuluşu felahı,
Maddeye tapanların maddedir Allah'ı,
Karanlık gecelerin elbet nurlu sabahı,
İnsanlar hep bekliyor, kurtuluşu felahı...
..
Karşımdan bakarken çağdaşlık ve aydınlık
Gafil miyim dönüp bakayım sana karanlık
Bilirim dönem dönem kapılmış insanlık
Örnekleri görülmüş bak tarihler tanık
Sen gecenin karanlığına benzemezsin
Kısa sürede de başın alıp gitmezsin
..
Hapsettin beni içine
Mutluluğun parçaları dağıldı her yere
Şimdi gezinmekteyim sessiz dünyanda
Seninim artık karanlık dünya
Rengine benzedi ümidim
Sana söyleyemedim diye mi bunca acıyı çekmişim
..
Yüreğim de yaktığın,mumlar erimeden gel
Korkuyorum,karanlık gönlüme çökmeden gel
Zaman akıp gidiyor,uzaklar da işin ne
Korkuyorum,karanlık gönlüme çökmeden gel....
7.Haziran.2004 Şişli.
..



