Ay bu gece göğe çakılmış bir paslı çivi;
ışığı değil, ağırlığı düşüyor yüzüme.
Gözkapaklarım bir tabut kapağı gibi ağır,
uyku ise anahtarı kaybolmuş bir mahzen.
Göğsümde çöken şey yalnız tavan değil;
içimdeki umut terk etmiş beni.
Yıldız değil dökülen,
çatlamış kiremitlerin tozu.
Her parçası içimde isimsiz bir boşluk açıyor.
Bir zamanlar nabızla konuşan damarlarım
şimdi kurumuş bir ırmak yatağı.
Taşların arasında
gömülü kahkahaların izleri,
dokunsam dağılan bir neşenin
hüznünü yaşıyorum geceler boyu.
Ufukta beliren gölge
kurtuluş değil, erteleme.
Sisle yazılmış bir ihtimalin
ıslak mürekkebiyim ben.
Yürürsem silineceğim,
durursam kabuk bağlayıp çürüyeceğim.
İki uçurum arasında
gerilmiş görünmez bir telde
denge arıyor içim.
Aşağısı suskunluk,
yukarısı sağır bir gök.
Zihnimde dolaşan ses
kendi yankısını inkâr ediyor.
Ellerim, boş değil aslında
taşıdığım şey görünmeyen bir cenaze.
Valizin fermuarı her aralandığında
içimden düşen şey hatıra değil,
eksilmiş bir ben.
Uzakta yanan pencere
ışık değil,
karanlığın kısa bir nefes alışıdır.
Sabahı müjdelemiyor;
yalnızca gecenin
bitmeye niyeti olmadığını fısıldıyor.
Ben hâlâ dağılmadım bütünüyle.
Toprağa gömülmüş bir heykel gibi
yüzüm yarı görünür, yarı kayıp.
Çatlaklarım derin,
ama içlerinden sızan şey
kan değil artık
sessizce kabaran
inatçı bir varoluş.
S.GÖL
Kayıt Tarihi : 28.2.2026 17:58:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!