Bazen kirlendiğin ihanetlere inat, bir Anadolu türküsünün en masum nakaratı ile kanatırsın yaralarını.
Dilin, yüreğin, ruhun o kadar kirlenmiştir ki tüm sözlerini söyleyemez de sadece nakaratı düşer dilinin ucuna…
“Ocağım söndü, nasıl beladır; bırakıp gitti. Bu ne devrandır, dünya gözümde Kerbela’dır. Allah’tan bulasın.”
Zira aşk gibi, yürek gibi, sevda gibi kutsaldır türküler; kirlenmemelidir.
Ne acın, ne yaran, ne kahrın taşıyamaz Anadolu ezgilerini.
Yüreğine sığmaz, sığdıramazsın da; ancak mırıldanırsın.
Tıpkı yağmurda ıslanmış bir kedi yavrusu çaresizliğinde:
“Bıkmışım senin dünyandan, zaten dar gelir başıma…
Bıkmışım senin dünyandan, zaten dar gelir başıma.”
Zira dünya, hayat, insan… insanlar sadece yaradır insana.
Oysa Anadolu gibi, bir Anadolu türküsü gibi de yaşanırdı aşk, sevda, hayatımız.
Biz kirlendik ya ihanetlerimizde, sevgili; türküler diyorum işte, türküler…
Yakıldıklarındaki gibi, yazıldıkları gibi saf kalsın diye.
Elin şiire, kulağın türküye varmaz da kâğıtları karalarken nakaratı ile avunursun, oyalanırsın öylece.
Gözlerinden katre, kaleminden mısralar düşer de şöyle yürek dolusu bir türküyü söyleyemezsin işte…
“Yar oturmuş yele karşın, elvan elvan kokun gelir.”
Orada durur, devam edemezsin.
Hani radyoda çalsa, kulak kapatır; radyoyu kırar atarsın.
Yalanlar ile kirlenmiş kulağa, yüreğe haramdır türküler…
Haramdır… //Hüsnü Avcı//
Kayıt Tarihi : 13.05.2026 17:57:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!