Karardı Karadeniz de yar yar oy
Sardı dört yanimuzu da yar aman yavrum aman
Bu gaybana sevdaluk da yar yar oy
Alacak canimuzu da yar aman yavrum aman
Şişurduk fogaları da yar yar oy
Gayuğum yatti yana da yar aman yavrum aman
..
Kanadında şahin imzası
gözbebeklerinde uçan yalnızlık şarkısının,
İnadına koşuyor gece
teninde açan çiçek çiçek tarlalara
Ondandır tenin kokuşlu rüyalarımda
ter ter ıslattığım gece treni,
Senin sevgine sarmalayıp yüreğimi
..
Hu uşak bak sallandı Karadeniz,
yakamozu vurdular dün gece
çaresiz Albatros kan içinde sırtım
kürtajcılar mevzide
karanlığın en ücrasında,
yaralı yürek
köpek öldüren birde sen
..
Ahh! İstanbul.
Gün; soğukluğun verdiği titremelerde anlaşılıyordu.Karanlık hakimiyetini kaybediyor yerini tan yerinin ağarması izleniyordu.Bir seher vakti…Bir sabahın başlangıcı..Kelimelerin dahi üşüdüğü ve üşüyüşünde kendinden geçtiği bir vakt-i ömürdü bu sabah,Duyduklarım; İstanbul semalarının deruni inleyen sancıları,titremeleri ise bedeninin “Yeterrrr! ” deyip ruhunun aşikare duyulan hıçkırıklarıydı.
Adımlarım sıralanırken ard arda istemsizce geriye çekiliyor,içimin ürperişinde kendimden geçiyorum.Ne kaldırımlarda uzanmış,uyumaya çalışan siyah bir köpeğe aldırış ediyorum ne de deli deli esen rüzgarın engellemelerine. Bir ben varım karanlıktan kurtulan sokaklarda bir de ayakkabımın çıkardığı yankılar. Sesleri; her bir evin duvarlarına çarpıyor, üşüyen sinemin üstüne vuruyor, nefessiz kalıyordum.Çok geçmeden sesler çoğalıyor hazin kalbim kalabalıklar içinde şen görünüyordu. Ve uzayıp giden bir gün…
Uzaklarda bakakaldığım manzaraların aksine biraz daha garip hissediyorum kendimi.Bazen şevke getirmek için çılgıncasına neşeleniyor bazen yalnızlığıma gömdüğüm aklımı kurcalıyordum.Öyle bir halet-i ruhuye ki o an, güruh güruh insanları temaşasız geçiyor farkındalığını haykırırcasına hareketlerine alakasız kalıyordum. Sonrasında derin bir irkilme başlardı kulaklarımın duyduğu ölçüde.
Biri hayasızca küfrediyor diğerlerini kahkaha sarıyordu.Erkek-kadınla karışık bu sahneler benim yemyeşil perdelerime yabancıydı.Bir sinema filminin sokak tanıtımı mıydı acaba? Yoksa Avrupa meftunlarının alışık olup bekledikleri bir tiyatro muydu? Bağırmak, bağırmak….Geçiyordu ki içimden onlar karşımda bir orduydu.Sustum, kafa salladım durdum.”Daha söyleniyordum” demeye kalmadı gençlerin o iğrenç yaşam tarzları gözüme batıyordu.”Ahhh! ” çekip “Anlaşılan bu gün geçmeyecek….” Diye mırıldanıyordum.
Otobüse bindiğimde- Karadeniz tabiriyle- gocamanların yaşlarına yakışmayan hallerine tanıktım.Devran dönmüş felek çarkını tersine çevirmişti.Oturanların yaşına yakışmayan olgun davranmalarına mukabil yaşça büyük olanların deli-divanelik yıllarına koşmaya çalışmalarıydı beni hayretlerde boğan.Ne beşerde ki kemale ermenin süruru ne de gençliğin tadına doyulmayan o anları; ikisi arasında kimliklerinden uzak, muallaklarda ki alemlerindeler.Vicdanların huzursuzluğunda, cemallerin hakiki manada elde edemedikleri gülümsemelere hep pencerelerin arkasından, elim elemlerin özlemleriyle bakmaktalar.latif,Nazif ve nazenin bir bayan yerine arsız,hududsuz, sadakate buldozerler indiren namus tacının zirüzeber olmasıydı.Kalbim midemin bulanması gibi bulanıyor, kendimi o tevahhuş kalabalıkların arasında zor tutuyordum.Başımı dışarıya uzattığım vakit yaşamanın bir daha keyfine varmıştım.Arkasından beni ne bekler…. Tahmin edemiyordum.
..
Ben saray istemirem, bu bir göz oda yeter.
Yetmiş yıldır birlikte yandığım oda yeter.
Azatlığa bir kapı açılsa o da yeter.
Bir köprüdür gönüller, denizi karasında,
Azerbaycan, Nahcıvan, Türkiye arasında…
Sevgi taşır Hazara suları Arasın da...
..
güneşte yıkadım ruhumu
yagmurlu bir havada
geceye seriyorum
güneye hasret kalan düşlerimle
rüzgarın titrek nefesinde
yıldız toplayanları görüyorum
..
Herşey yakan bir bakışla başlar
Bakışlar yakar, şiir sarar
Sonrasında aşk kapıyı sessizce çalar
Küllerle kaplı bahçede bir çiçek açar
Aşktan korkan iki beden duygularından kaçar
Mutlulugu aşkta değil yalnız kalmakta sanar
O zaman insanlar neden hep yalnızken ağlar?
..
Akdeniz’e dökülür ırmak ırmak saçların
Bir yanın keskin ayazıdır Rusya’nın
Bir yanın yakan güneşidir Asya’nın
Çakmak çakmak gözlerinle yanar yürekler
Karadeniz bile söndürmez ateşini gözlerinin
Gülüşün serinletir toprağın kavrulduğu mevsimde.
..
Yine denizdeydim bu gece.
Her gece, geceden kalmayım yine.
İki adım önüm uzamış yollar yollar...
Sinemde yazılı alnındaki yazılar.
Sağım kıbleyi gösterir,
Solda sen...
..
Karadeniz rüzgarlarına benziyorsun,
Her zaman, değişik yönden esiyorsun,
Bir gün çok iyisin, tam kafama göre,
Bir gün kafa tutup, ahkam kesiyorsun.
Bir anlayabilsem, nerden nasıl estiğini,
Ah, bir bilebilsem, beni nasıl sevdiğini,
..
Başında yazması
Belinde peştamali
Sırtında kum dolu torbası
Denizden çıkarır ekmeğini
Nasırlı elleri,umut dolu gözleri
Sanki evinin erkeği
..
Ben orta Anadolu’yum
yaz boyunca bende sadece güneş var.
Siz oralardan,
Akdeniz’den, Ege’den
Marmara, Karadeniz’ den kızıl kum, mavi deniz gönderin bana,
ben burada güzel sahiller yaparım
..
Mu Lipis Aforita Seni del, gibi özledim
Gidenlerden en çok özlenendir, en çok üzen yüreği. En çok vuran sevilir gidenlerden, en çok sevilir, gidişi en çok koyar. Her şeyin en fazla anlamını ona yüklersin, gün olur, gece olur da; yıldız yıldız parlar zihninin en kuytusunda.
Dönüşü yoktur gidişinin, bilirsin de, hep gelecekmiş gibi umut edersin, hiçliklerin içinde.
Belki bir oyundur kader, belki oynanması gereken bir rol, hayat hep aynı çıkmaz sokak, hep aynı tiyatro. Başrolde sen, bazen. Bazense işe yaramaz bir figüransındır. Belki hayat bir dönme dolaptır, miden bulansa da durduramazsın, inmek istersin, bitmek istersin de olmaz yine. Çarklar çevirenin elindeyse eğer, yapacak fazla da bir şey kalmaz hani. Ya da bazen hiç bitmesin, gitmesin hiç! Dediğin de kapanır perde. Sonu olmayan tek perdelik oyunda tıkanır kalırsın. Perde aralanmaz, sözler cümleye dönüşmez, tek hecelik kalıplarda yazılırsın. Giden dönmez, kalan ölmez. Arafı yaşarsın.
‘’Neden’’lere boğulursun da; bir tek’’neden’’ bulamazsın. Yavaş yavaş alışırsın gidişine, ya da yüreğinin ölümüne. Azdan yaşar gibi yaparsın, çoktannnn onda kalırsın. Vazgeçersin, umudun biter, ama yüreğine anlatamazsın. Belki sevdan da sona erer gerçekten ama yine de kalıcıdır o misafir her zerrende.
Giden gider, kalan sağlar ellerin olur. Sen de ellerin olursun, elinde başka bir el, yüreğinde bir yaban! Yabancı sokaklarda adressiz kalırsın. Hayat buymuş anlarsın. Ama ille de kalır bir rengi gidenin, kimine matem siyahı, kimine Karadeniz yeşili. Hırçın deniz, sevda yolu, oynaşın kurdu.. Milyonlarca sıfat verirsin gidene. Adını bilirsin aslında, hepsi aynı yolun yolcusu, aşktan mağrur, yağmurdan ıslak… Islanır çok geceler gözlerin, ıslanır yüreği, yetimliği işte o zaman bilirsin.
..
Batı karadeniz bölgesindedir zonguldak
Kapuzdan fenerden şehre tepeden hele bir bak
Denizi yazın masmavi ve berrak
Burada yazın iki ay denize girilir ancak
Kömürün karaelmastır yöredeki adı
Osmanlı çileğinin enfestir kokusu tadı
..
Yeni olduda bitti kara denizun yoli
yemeğe gideceğum bu sene hamsi koli
hamsiyi tuzladunmu tuzlayıp unladunmi
hamsi her derde deva sen hamsi almadunmi
çıkıpta alacasun yaylanın havasuni
yemeğe doyamassın hamsinin tavasıni
..
bordo mavili rengin yok avrupada dengin
kalbimizden dusmesin trabzon spor sevgin
akar dereler akar denizlere karısır
karadeniz gencine sampiyonluk yakısır
haydin usaklar haydin kalkın maca gidelim
bize gelen rakibe sahayı dar edelim
..
Atakum sabah saat 09:00 / 26 nisan sabahı
Karşımda hırçın dalgalar
Yüksek bir duvar üstünde, deniz ayaklar altında
Denizin kumsalı sevişini dinliyorum
Atakumda Deniz ve Acarhan aşkı
Köpük köpük sahile vuran dalgalar
..
S avaşmak gerekmez mi? Barış olması için her zaman,
A kıllı ol tahriklere kapılma sen hiç bir zaman,
V erilmedi mi canlar, oluk gibi kanlar akmadı mı?
A tatürk’ün dediği gibi “yurtta barış,dünyada barış” olmalı,
Ş erefinle yaşamak için, sadece barış için savaşmalı.
..
Gözleri yıldız,kara çarşafta bir çığlık
Yırtıyor karanlığı gözlerinden akarak
Ne olur ey yıldız gelip gözlerime ak
Gözleri yıldız,kara elmas saçları dağınık
Hırçın bir deniz gibi, tıpkı karadeniz gibi
Derin bir sessizlik,fırtına koptu kopacak
..
Bir yanım Karadeniz
Yaslanırım yalçınlığa
Kükrek mavi sular gibi gönlüm
Dara düşmüşüm kara düşmüşüm yara yara
Bir durulmuş bir korkunç ve kutsal
Başım dolaklarda heybeti namla
Babam yoğurmuş, anam doğurmuş ne vasi
..



