FİKRİLER ÖLMEZ
Sevdalara düşmüş yoldaş yüreğim,
Ölür can yoldaşım, yolundan dönmez.
Varıp dosta bir arzuhal edeyim,
Dostun fikri ile ışığım sönmez,
Yüreklerde yaşar, Fikriler ölmez.
..
Hem derindir hem serindir masmavi
Karadeniz çağlar kıyıya kadar
Sarhoş eden güzelliği semavi
Dalga, dalga ağlar kıyıya kadar
Dere, ırmak vusul eder akarak
Duman eder yüreğinde yakarak
..
Çalkalanan Karadeniz liman kıran dalgaları
Zalimler Hopa’ya girdi bilmem ne olacak gayrı
Siyaset günleri çattı; menfaatler öne çıktı
Artvin hiç böyle değildi şimdi bir zulüm diyarı
Artvin-Hopa duman duman, sokaklara mermi yağdı
Karadeniz sahiline kan döküldü, canlar yandı
..
Ah! ne haldeyim,bir bilsen.
Dağlar aşdım,yollar taştı.
Karardı,yollar karıştı.
Yolları sel aldı taştı
Dilim damağa yapıştı.
25.05.1998
..
Karadeniz kara mısın
Yüreğimde yara mısın
Yerde yüz bin pare misin
Bırakmadın dizde derman
Karadeniz dumanlıdır
Yarelerim hep kanlıdır
..
Bir kadınsa deniz,
Bir genç kızdır, incidir ege miz,
Fazla alımlı ve süslü bir kadın Akdeniz
Karadeniz hırçın mı hırçın ama çok ''anaç''
Marmara aklı başında, monoton hatta biraz sıradan..
Doğu mu orda deniz yok mirim..
Olan birkaç gölü de kurutmak üzere
..
Ankara,Kızılaydan Çankaya,
İnsanlar gelir dertlerini,anlatmaya,
Selam durmalı Anıtkabir'de Ata'ya,
Başkent bir başka güzeldir.
İstanbul boğazından adasına,
Bakır köyünden modası'na,
..
1999, Ağustos 17'i depreminin yaşandığı Yalova'da eski bir evin onundeyiz; evin bütün kolonlarında o tarihin izlerini, çatlaklarla görebilirsiniz.Eski renginin yeşil olduğu belli olan bu ev; rutubetle, üzerinden geçen yıllarla birlikte kahvenin en yaşlı tonuna dönmüş; duvar diplerinde ise nemden küflenmeler...Belki de deprem altında kalmış bir çocuğun duvara çizmiş olduğu oyuncak evler bile duvarla çatlamış tam orta yerinden.Keşke, diyor insan hepsi öyle çizilmiş evler olsa da, kimse acı çekmese!
.Iste bu evin icinde o yasli annemiz, anacigimiz Muhayyer Teyze'nin, kuculmus masmavi, cekik gozlerini gormek insana aci veriyor inanin.Kapiyi yavasca aciyor Muhayyer Teyze, kamburlamaya az kalmis sirti; icinde onca aciyi barindirsa da gulen bakislarini buluyorsunuz karsinizda, size hemen bir cay ismarlayip hem de kendi elleriyle ' Zahmet Olmasin' ' sozune de kizan bir durusla agidini yakmaya başlıyor.Sımsıcak çay eşliğinde acı bir hikaye dinlemek.
Karadeniz Ereğlisi'nden gelip buralara gelin olmuş. Ah olmaz mışım güzel kızım, deyince de dolan gözleri boşalıyor insanın avucuna.Boğazında düğümlenen kelimeler o yaşlı narin elin yaptığı katı kurabiyeler gibi zor geciyor insanın boğazından.Muhayyer Teyze, bir teybe koyuyor türküsünü, kendisi de arada mırıldanıyor, birçok şeyi unutmuş gibi davransa da, bir kelimeyle ağlayacak bir pınar gibi duruyor gözleri.
Çeyiz sandığı da depremden sonra kurtardığı anılarından biri, onu kaybettiği evlatları yerine saklıyormuş evinde.Geçimi mi? Devlet maaşa bağlamış onu, şöyle ökçelisinden olmasa da dualarını eksik tutmuyor onlardan.Postacılar yoluyla evine bırakılan para, birkaç serserinin postacıları yolda kıstırıp parayı almasından sonra, polisler eşliğinde konvoyla olmasa da, evine özenli bir zarfta getiriliyormuş.
Muhayyer Teyze, üç çocuğunu depremden kaybetmiş, eşi ise yakın tarihte hayatını kaybetmiş, evinden ayrılırken bir sürahi su boşaltıyor arkamızdan, şansımız bol olsun diye.Ama ben, dayanamayıp ağlıyorum evin son çatlağını bitirmeden.
Y.Yaver
..
Bir zaman moda oyun Karadeniz kolbastı,
Şimdi korku,patlayan volkan ile kül bastı...
Biri kanı kaynatıp,tepinip oynatıyor,
Volkan lavla Magmayı duman duman atıyor...
Ey insan! muktedirsen patlamayı engelle,
..
Oysa ben sana vurulmuştum. Neden bu kadar silah bana çevrildi anlamıyorum? Sen yanımdayken tek düşmanım akıp geçen zamandı. Neden herkes beni topun ağzına sürüp, bir yere fırlatmak istedi, neden senden ayırmak istedi? Neden sana olan sevgim başkalarında nefreti ateşledi. Oysa yandığım sadece sendin.
Tuttuğum el senin elindi. Baktığım göz senin gözündü. Neden bunca beden aramıza girdi? Sarıldığım sendin. Neden bu kadar kuşatıldık? Neden mahşere çevrildi hayatımız? Bunca kalabalık kimin ordusuydu? Biz birbirimizi ruhumuza kadar fethetmişken, bunca kalabalık insan ordusu neyin peşindeydi?
Ayırdılar bizi. Ayrılmak yenik düşmek değildi. Sadece yorgan sermekti, yastık koymaktı. Daha bir sarılmak için zaman kazanmaktı.
Karadeniz şarkıları kadar güzeldin. Bir kemençe gibi çaldın yüreğimi. Şimdi yüreğim senin için hop oturuyor hop kalkıyor. Seni ben böyle sevdim. Kim ne çalarsa çalsın, ne söylerse söylesin. Zurnanın son deliği olur. Sadece senin sesin beni uyutur. Seni sevdim diye bana bıçak bileyenler oldu. Ben nefsimi seninle öldürdüm. Kim öldürebilir ki beni artık.
Nefretten kuduran, kudurmuşçasına sever aynı zamanda. Ben seni böyle sevdim.
..
DÖRTLÜK - ARAMA ZARARI
-----Putin’e
Arama zararı Katarina’yla
Bir gün olunur ha Baltacı Mehmet,
Karadeniz doldu Nataşa’larla
Bir gün olunur ha Baltacı Mehmet.
..
Dövüyordu duvarlarını eski kale surlarının
vuruyordu kıyılara
savrulup kıvrım kıvrım Karadeniz
insanlar sırtını dönmüş
sonbahar kışa alışıyor
Karadeniz çalkantılı
..
Ben Karadeniz çocuğuyum gülüm,
Bir yanımda çam ormanlarının uğultusu,
Bir yanım dereler gibi çağlayan köpük-köpük su
Bulutlarım sağanak yağmurlar taşır,
Patikalarımda yanık türküler çığrılır,
Gözlerimde tilki uykusu....
..
Bir uçtan bir uca her yer yemyeşil
Dağlara paralel uzuyor deniz
Her taraftan gelir kemençe sesi
Yaylada şenlik var coş Karadeniz
Karadeniz yurdun cennet köşesi
Her tarafta ça fındık bahçesi
..
Bir çocuğun gözlerinde buldum seni
Kızılırmak kadar kızıldı gözlerin
Yalnızlığımı duydum sözlerinde
Karadeniz kadar hırçındı sözlerin
Ellerini tutmalıyım diye düşündüm
Tam tutacakken seni düşürdüm
Sen benim en tatlı düşümdün
..
Kasımda sarı saçların
Dökülür mahzun mahzun
Bir yağmur eşlik eder
Merak etme yol çok uzun
Hırçınlaştı Karadeniz
Korkup kaçtı dalgalar
..
Yazımız nedir bilinmez...
Bilinse de silinmez...
Karadeniz misali yüreğim,
Aldığı artık o'nundur...
Geri alınmaz...
Ey sevgili,
ARTIK... BENİMSİN...
..
uzak bir limanındayım memleketimin...
mahçup edalarıyla martılar...
azgın dalgalarıyla karadeniz...
ve feri çoktan sönmüş fenerleri...
bir yeşil... bir kırmızı...
dinmesini bekliyorum fırtınaların...
mevsim vururken kestane karasını,
..
alışkanlığım oldu; ağlamak,
ıslak dolaşmak kuru günlerde
vücuduma yapışık siyah elbisemle
yürümek, olabildiğince yürümek
özümde kanser, gözümde karadeniz
gitmek ölüme doğru
alışkanlığım oldu
..
Düşünüyorum öyleyse yok edilmeliyim
Ve ne kadar haklıyım ki davamda uğrunda ölebildiğim...
korktular kimsesiz bir çocuk gibi gece yarısı kabuslarından kan ter içinde uyandılar.
Ama kimse yoktu yanlarında kendilerinden başka
onlar
onlar ki kendilerinden bile utandılar
..