Benim çocukluğumda; sıcak yaza inat, kurumayan bir deremiz vardı.
Her daim altında yüzebileceğimiz köprümüz,
Duvarlarına şiirler yazdığımız eski bir değirmenimiz, doyasıya yiyebileceğimiz; kiraz, erik, vişne, dut ağaçlarımız, geceleri sırtüstü yatarak yıldızları seyredebileceğimiz bir harmanyerimiz vardı.
Bizim arkadaşlıklarımız vardı, can arkadaşım Yılmaz vardı.
İkimizin yediği ayrı gitmezdi. Sadece ikimizin bilidiği sırlarımız, çalılıklarda gizli bir kulübemiz vardı.
Hemen hergün kulübemize gider, sigaralarımızı yakar, birbirimize sevdiğimizi anlatırdık, ikimizinde sevdiği aynıydı; Özlem... çağla yeşili gözleri vardı. Bukle saçları, bir de herseferinde ikimizide öldüren bir gülüşü...
Onüç yaşındaydım. Sıcaktı. Deredeydik. Yılmaz birara ayağa kalktı, derenin kıyısındaki taşın üzerine çıktı, gülümseyerek bana baktı ve sonra, kendini serin sulara bıraktı. Orada ne kadar bekledim bilemiyorum.Yılmaz bir daha sudan çıkmadı. Kalktım giyindim ve kulübemize döndüm. Her zaman yaptığım gibi köşeme oturdum, yarım bir sigara yaktım. Sonra sinirlendim kulübenin içindeki herşeyi kırdım, döktüm, tekmeledim. Akşam eve döndüm. Eve dönerken ne yolda karşılaştıklarım, ne annnem, ne de kardeşlerim, hiçbirisi bana yılmazı sormadılar. Akşam erkenden yattım. Battaniyemin altında sabaha kadar sessizce ağladım. Sabah annemin elini öpüp, kardeşlerimle vedalaştıktan sonra köyden ayrıldım.
Dünya var olalı beri çirkin ve soğuk,
Erken içeceğimiz bir ilaç gibi.
Tadı dudaklarımızda acımsı, buruk.
Bu saatte gözyaşları, yeminler,
Boş bir tesellidir inandığımız.
Mükemmel! Gerçekten çok etkilendim. Yüreğinize sağlık! Saygılarımla...
Gercek bir öykü, kaleiminize saglik
Bu şiir ile ilgili 2 tane yorum bulunmakta