Kalbim, çok dağlandın, bir yangının içinde küllere dönmüş gibisin; bilmez misin, sevda her yüreğe yakışmaz!
Ey susmaktan taş kesilen göğsüm, daha kaç geceyi kendi sesinle boğacaksın?
Kimin uğruna eğdin başını da alnındaki gurur çizgileri böyle erkenden ihtiyarladı?
Bak, aşk diye önüne serilen yolların çoğu, ayak izlerini değil, insanın kendisini yutar.
Her tebessüm bahar değildir; kimi gülüş, ömrün en uzun kışını saklar içinde.
Kalk artık! Küllerini avuçla ve yüzüne sür; bırak herkes bu yanığın adını öğrensin.
susmak bazen kader değil, zalime verilmiş en büyük ödüldür.
Ey kalbim!
Sen ne vakitten beri kendi mahkemende sanık olup kendi gözyaşına hüküm giyiyorsun?
Hangi vedanın ağırlığı omuzlarını dağlardan daha kambur etti?
İnsan dediğin biraz kırılır, biraz onarılır; ama sen her kırılışında yeniden ateşe atıldın.
Bir avuç sevgi için koca ömrü harcadın da elinde yalnızca küllenmiş hatıralar kaldı.
Şimdi söyle bana; sevda buysa, neden kuşlar hâlâ sabahı türkü sanıyor?
Neden güneş, bu kadar acının üstüne utanmadan yeniden doğuyor?
Bugün kaderin yazdığı satırları yırtıp rüzgâra savuruyorum.
Beni eksilten bütün isimleri, alnımdan sökülmüş paslı çiviler gibi toprağa gömüyorum.
Ben kimsenin merhametine sığınacak kadar yoksul,
kimsenin sevgisine dilenecek kadar kimsesiz değilim.
Varsın ardımdan "çok değişti" desinler.
Ateşten geçen demirin suçu değildir sertleşmesi;
ihanetin içinden çıkan yüreğin de eski masumiyetini taşıması beklenmez.
Ey dünya!
Sen de dinle olur mu!
Bir insanı öldüren yalnız kurşun değildir; bazen yarım bırakılmış bir cümle,
bazen dönmeyen bir adım, bazen de "kal" demeye cesaret edemeyen bir sessizliktir.
Ben acının dilini öğrendim; artık gözyaşlarımı kimse tercüme edemez.
Yıkıldığım her yerden, taşların arasından fışkıran yabani bir çiçek gibi doğruldum.
en büyük isyan, düşmanı yenmek değil;
seni tüketmek isteyen acıya rağmen hâlâ insan kalabilmektir.
Ve şimdi ey kalbim...
Kül olsan da rüzgâra teslim olma; külden doğan kor ol, geceyi ikiye bölen şafak ol.
Sana yakışmayan sevgileri, paslı zincirler gibi ayağından söküp at.
Çünkü sevda, her yüreğin taşıyacağı kadar hafif değildir;
kimi gönle rahmet olur, kimi gönlü ömür boyu matem eder.
Biz artık ağlamayı değil, ayağa kalkmayı öğrenelim.
Bırakalım bizi incitenler zafer sandıkları sessizliğin içinde kaybolsun.
Biz ise alnımızdaki yanık izlerini mağlubiyet değil, hayatta kalmış olmanın destanı diye taşıyalım.
Kayıt Tarihi : 26.06.2026 01:15:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!