Birkaç gün evvel İzmir' de kimi ev ve binaların duvar yüzeyine sim siyah çarpı işareti koyarak ' Alevi defol ' söylemli tahrik rencide tehdit kışkırtma ayrıştırma ve tecrit yazıları sıvanıp boyandı.
Kendi boğulduğu dipsiz dengesiz karanlıklardan bakarak ; baktığı ve bulaştığı her yeri kendi icabının gereği zifir zindan kargaşa karanlıklarına batırıp bozduğu her şeyi doğruluğun , dürüstlüğün, ışığın, huzurun, sevginin, saygının ve karşılıklı güvenin tarifsiz - rakipsiz tanımı olarak sunup afişe eden maskeler altında gizli gömülü sahtekar bir çarpıklığın her fırsatta başvurduğu sadist ve bozguncu eylemlerden biriydi İzmir duvarlarında sınanıp denenen kurgu ve Kahpeliğin Daniskası.
Arkadında derin pislikleri ve sayısız kiralık ihanet işbirliklerini çalkalayıp sürükleyen Gladyo hainlik yapılanmalı yerel -küresel ajanlar, çeteler, piyonlar, iblisler, yağmacılar, vurguncular, bölücüler, yıkıcılar, soyguncular, sömürücüler, gammazlar, bağnazlar, yobazlar, fitneler fesatlar.... içinde ne ararsan aramadığın kadar hazır ve mevcut ülke zenginliklerine ve toplumsal siyasal kültürel birlikteliğe her fırsatta mümkün olabilecek en büyük zararı vermenin başında ETNİK- MEZHEPSEL hassasiyetleri ayrıştırıp çatıştırmanın pusuna yattıkları yerden püskürdü ve hortlatılmaya çalışıldı İzmir duvar yazıları.
Yakın tarihimize kadar tıpkı bugünkü gibi saymakla bitmez bilhassa toplumsal iradeye kefil siyasi ahlak onur temsil ve inanırlığının dibe vurduğu karanlık kargaşa karamsar çalkantılı ve bunalım bataklığı dönemlerinde Etnik ayrıştırmaların yanısırasına ve siyasetin çözümsüzlükle kedini sonlandırıp karartma yaptığı sıralarda hep Mezhepsel farklılıklar köpürtülüp kışkırtıldı.
Çorum Maraş ve Sivas yakın zamanımızın en kanlı, hain, ezici, üzücü, katil , karalıkları tarafından Alevi- Sünni ayrıştırma laboratuarında tüm yerel ve küresel soygun sömürü işgal bölme parçalama yağma yıkım ortak çıkar soysuzlarının işini kolay görmeye dönük denenip sınanarak ardında derin izler kabuslar ve yaralar bırakarak insanlık utancı sayfasında kayda geçti.
Kardeşliği insanlık kadar eski köklü ve derin ; Alevi - Sünni birlikteliğidir ki Türkiye Cumhuriyeti' nin hiç kimseden tarifini ve tanımını sormaya ihtiyaç duymayan özgün iradesi ve özgür yaşama hakkıyla hem asal öznesi hem esas dokusu hem bütüncül yapısı hem de asli yüklem unsurudur. .
İnsanların saf duygularına, özlük haklarına, alın teri kazanımlarına,özeline,özgün düşüncelerine , özgür inanç fikir kişilik duruş ve yaşama haklarına zorla müdahil olup etnik yahut mezhepsel soyutlukta çatışmalar ve yapay algı yönetimli gündemler yaratarak bütün maksatlı kargaşa yaratmalara saklı hinliği örtbas için huzuru yakınlığı paylaşımı komşuluğu dostluğu dayanışması dirliği birliği ve beraberliği bozulmuş güvensizlik ve ayrışmalar üzerinden kanaması hiç bitmeyen tedirginliklere kaygılara kuşkulara nefretlere gerilimlere endişelere küslüklere anlaşmazlıklara belirsizliklere acılara uyuşmazlıklara kopuşlara nifak tohumları ekip derinliği kapanmaz sosyal siyasal kültürel infialler körüklemek hiç kimsenin ne hadidir ne de cüreti.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta