Ölüm çölüydü bu sabah gezintiye çıktığım güzergâh… Önümde cesetler kum gibi dizili, adını okusam da böyle bilmiyordum bu menzili. Gözüktü gönül arzımın, basiret bağımın tenha sahili ve çekildi sehpada son nefesle yüzleşen ruhumun bedenimden ayrılığını haykıran ve yüzleşmeyi anımsatan hakikat mili… Ve bakışların yüzünden okunan o dokunaklı ah!
Dil kınından başını çıkarmıyor eyvah! Bu çöl öyle bir çöl ki! Kime ne, içinde kim aslan, kim çakal, kim padişah! Ne yol belli, ne yön! Ne de bu kara gecede varlığı ve yokluğundan bir eser bulunamayan ışığın avucundaki sabah!
Kervan kan revan, yara bere içinde, yollar da per perişan… Haramiler yolların göğsüne siper kazmış; ok, mızrak, kılıç, hançer, mermi dizmekte ve kucaklarında her türlü silah! Cirah cirah üstüne, ufukta gözükmüyor en ufak bir inşirah.
Geçtim geçilmiş yollardan bir daha… Bir daha… Ve bir daha…
Aşkın basılmış, ezilmiş çiçekler gibi boyun büktüğü ve gözyaşı döktüğü güzergâhtı… Günahlarımı aklamak için kurduğum dürbünün gözlerinden bakarken, birde boyun bükenlerin her birinin birer aşk olduğundan bihaberdim! Bir fırtınaya binmiştim… Gazab atıyla, hırsın yularını nefsimin eline vermiştim! Ve kendime gelemedim bir daha…
Bastığım güllerin inilti sesleriyle irkilip geldim kendime… Çöl müydü yüreğim! Çöl müydü kendimi içinde inşa ettiğim abide… Yoksa binlerce put mu dikmiştim kıbleyle, gönlümdeki nadide ulu caminin arasına… Ezilmiş güllerin feryatlarından oluşturduğum senfoni orkestrasının isyan teması ağır basmış hu seslerinde… Huy baskınında kendini kaybeden hu lar ve aşkın güllerine gönülden kin kusan namlular…
AĞRI DAĞI
Yanakların ağrı dağının doruğu
Alnıma sarmışlar donduran soğuğu
VARLIĞIMA UZANDI ELLER
Varlığıma uzandı eller
Gözyaşımda çığlık
VER MERHEMİ
Ver merhemi! hekim isen hastayım
Bunca zaman merhem diye yastayım
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!