Islanıyor Namlular
Bu şiir ne Nazım kokar artık, ne İsmet;
Sanmayın bu dizeler Köroğlu’ndan...
Başka bir sesin çığlığı bu,
Kendi karanlığına sürülmüş ve yine o karanlıktan doğan.
Var dövüşmek isteyen kollarım
Bu karanlık, bu sürgün çağıyla...
Mektepteki çocuk gibi sayıyor aklım;
Ve varıyor: “Dövüşürken öleceğim,” kanısına.
Bak, prangalar vurulmuş ayaklarımıza,
Ölüyor beşiklerinde bebelerimiz.
Maden ocaklarında kaldık taşlar altında;
Ellerimiz kan içinde, kanıyor göğüslerimiz.
Tarlalarda çiftçiler gördüm, elleri nasırlı
Ve aynı elleri kan içinde kalan...
Ben tanıyorum onları; onları tanıyor,
Boyunlarındaki bağları efendilik sayan.
Bu karanlığı yırtıp atmak gerek yanan mumlarla;
Ateşe veriyoruz kendimizi,
Dövüşüyoruz umutlarla.
Öylesine bir çağ bu;
Her dökülen kuma küfürler savurduğumuz,
Sonra usulca çekilip ortalıktan
Bir şiirin koynuna sokulduğumuz...
Çünkü;
Gücümüz yok
Şiirden başka...
Öylesine bir çağ bu;
Şairleri, şiirleri delirten
Ve şiirleri hiçe sayıp
Şairleri mahpuslara götüren.
Ama ben korkmuyorum;
Ne mahpustan, ne sürgünden,
Ne de ölümden!
Sade korkuyorum bu çağın gittiği yerden.
Sonra dönüp sesleniyorum;
Ustam...
Yok elimizde şiirden başka silahlar,
Ve bak nasıl da ıslanıyor namlular...
Kayıt Tarihi : 12.2.2026 02:21:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!