Birce'nin huzurundan ilka oldum evvela.
Şefkatin ve gerçeğin kucağından,
Dünyanın riyâ ve zûlüm sofrasına düştüm.
Sonraları ruhumun derdi oldu zerrelerini aramak, karışmak aşina olduklarına.
Kimi cehhenemiydi ruhun,
kimi cenneti idi niyetine müteakip,
sen ise evi oldun hiç bilmeden...
Sen bende arttıkça azaldı dünyanın çirkinliği, bayağılığı, gamı, tasası...
Titrek sesli konuşmalar aldı öfkenin, zulmün ve âsi kibrin yerini...
Gâh Dibekte dövülen kahve oldu göğsüm, gâh un gibi döndürüldüm, elendim değirmenlerde...
Yol meşakkatti
Ki o meşakkat sevdan uğruna gönle şerbetti.
Kalp ülkemde, yalnızca Senin kelamın ve meramın serbestti.
Geri kalan herkes kapıdan dâhi alınmayan birer mülteciydi.
Kimsenin bir kimliği dâhi yokken senin tahtın vardı!
Ki bu göğüs ve bu ruh mülkündü senin.
Gün oldu o mülkü, rengarenk ışıkları olan bir hâna tercih ettin.
Lâkin yine de açmadım kapımı tahtına tâlip hiç bir kimseye.
Rüyaların hikmetli ve sırlı aynası tepindi göğsümün üzerinde.
Hep "belâ"diye sayıkladım, ruhum göğsünden ikinci ilka'ya yakalanmasın diye.
Şimdi bir başkasının mülkünde kurulu tahtın.
İkinci ilka'yı ben, kendi ruhumu senin göğsünden sökerek, kalbime ayrılığı kendi omurgamla yaşattım.
Sürgün dâhi öldü bu gün
Yerini yeniden gerçekleşen bir ilka aldı...
Kayıt Tarihi : 22.04.2026 09:13:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!