Ezenler ve ezilenler arasındaki ilk kavga Spartaküs ayaklanmasıdır… Ama onun sosyalist bir öze sahip olduğuna dair bir bilgi yok…
Sosyalist ayaklanma olarak,
Birincisi
Bergama’da gerçekleşiyor… Ama uzun sürmüyor… Bununla ilgili fazla bilgi bulamadım. Yanılmıyorsam, M.Ö dönemlerde olduğu aklımda kalmış…
İkincisi
Selanik’te Zilotisçiler’in ayaklanması (1340)
Yoldaşlar, varlıklılara karşı yoksulların tarih boyunca sürdürmüş olduğu kavga, 1340’larda Selanik ile Meriç ırmağı arasında bir volkan gibi patladı, bazı kentlerde yoksul halk yönetime el koymuştu. Bundan sonra aristokrasiye karşı ayaklanmalar bütün kentlere bir bulaşıcı hastalık gibi yayıldı. 1342 ‘de Kantakouzenos Selanik’i ele geçirmek üzere kent üzerine yürüdü. Ama daha kentin surları önüne gelmeden halk ayaklandı, Kantakouzenos’çular ya kaçtı ya saklandı. Başarılı olamadı. Ayaklanmacılar devrimsel yapı programı oluşturmuşlar ve siyasi partileri vardı. Zilotes’çiler olarak anılıyorlardı. Babam bu ‘’iştirakçi’’ yönetimin ilk yıllarında Selanikte bulunuyordu ve zilotis’lerin önde gelenlerinden, genç hızlı bir devrimciydi. Yoldaşları onu Dimetoka’ya, orada halkı bilinçlendirmek, örgütlemek, ayaklanma çıkarmak göreviyle yollanmışlardı. Ama o tarihlerde Atina yönetimi Kantakouzenos ile istanbul yönetimi V. Ioannes anlaşınca zilotis’çiler darmadağın edildi. (Bilge Umarın Börklüce adlı kitabından)
Zilotisçiler 3 yıl kadar Selanikte yönetimde kalırlar. Atina ile İstanbul yönetiminin anlaşması sonucu yenilirler…
Üçüncüsü
Karaburun ve Aydın illerinde Börklüce (Dede Sultan) ayaklanması…
Üstteki konuşma Selanik’ten Karaburun, Manisa, Aydın bölgesinde halkı bilinçlendirmek için Şeyh Bedrettin’in Kethüdası (hizmetçisi) olarak Selanik’ten gelen Abdal İsa’nın konuşması…
Bizim maksadımız zalim Osmanlı’yı saltanattan devirmek erenler şeyhimiz Bedredin’i taht’a geçirip, kimsenin kimseyi ezmediği ve elimizin uzanabildiği bütün dünyaya nimetlerinin kardaşça, hakça bölüşüldüğü bir nizam kurmaktır.
Kardaşça, hakça bölüşme, ancak ve ancak malı mülkü ve akçayı ortaklaşa sahiplenmekle, ortaklaşa kullanıp harcamakla mümkün olur. Böyle bir nizamı kurmak buyrukla gerçekleştirilecek iş değildir. Biz şimdi, buralarda yani Aydın İli ve Saruhan İli’nde olsun mutlak hükümdar değiliz. Bir geçiş dönemi yaşıyoruz.
Mevlanın gerçek buyruklarını erenler sultanı şeyh’imizden öğrendiğimiz gibi, Türke, Ruma ve Yahudiye; Saruhan İli ile Aydın İli’nin bütün halkına öğretiyoruz. Kurmak istediğimiz bölüşmeci düzeni anlatıyor ve halkın gönlünü kazanıyoruz.
En önemlisi, büyük zenginlerin en bereketli ovalardaki uçsuz bucaksız mülklerine biz el koyduk, bunları topraksız halka bölüştürüp dağıttık. Büyük zenginlikleri zaptedip, beşte dördünü kendilerine bıraktık, beşte birini Hakkullah diye aldık, bununla çerimizi beslemekteyiz ve kendilerine toprak dağıttığımız köylülerin bu toprakları savunabilmesi için, bizim yanımızda cenk edebilmesi için onlara silah ve donanım sağlamada kullanmaktayız. Geri kalan parayı da yoksul halka bölüştürdük. Bundan sonra da, halkın üretiminden bir hakkullah payı alacağız ve devletin giderlerini öyle karşılayacağız.
Karşımızdaki en büyük müşkül yalnız Osmanlının değil, bütün alemin bize düşmanlık gütmesinin kaçınılmazlığıdır. Biz varlıklılara, zenginlere ve bunların zülmüne karşı değil, sadece Osmanlı devletine karşı ayaklanma başlatıyor olsaydık, Osmanlı’nın tüm düşmanları bize canla başla destek olurdu. Osmanlı’nın düşmanı pek çok olduğundan işimiz kolaylaşırdı.
Oysa bizim ayaklanmamız, varlıklıya karşı yoksulların, zalime karşı mazlumun ayaklanmasıdır. Osmanlı’ya düşman tüm devletler de aynen Osmanlı gibi varlıklıların yoksul halkı ezmesine, onların üretimini zorla almasına dayanıyor. Onlar da bizim başarımızı istemeyeceklerdir. Çünkü biz başarırsak, onların yoksul halkının ayaklanmaları için örnek olacağız diye korkacaklardır.
Börklüce (Dede Sultan’ın) konuşması
Dinleyin şimdi ey zenginler başınıza gelecek felaketlerden dolayı feryat edip ağlayın. Servetiniz çürümüş, giysilerinizi güve yemiştir. Altınlarınız gümüşleriniz pas tutmuştur. Onların pası size karşı tanıklık edecektir, etinizi ateş gibi yiyecektir. Bu son çağda servetinize servet kattınız. İşte ekinlerinizi biçen işçilerin haksızca alıkoyduğunuz ücretleri size karşı haykırıyor Orakçıların feryadı, her şeye rağmen, tanrının kulağına erişti. Yeryüzünde zevk ve bolluk içinde yaşadınız; oysa siz,, boğazlanacağınız gün için kendinizi besiye çektiniz. (Bilge Umarın Börklüce adlı kitabından)
Dördüncüsü Paris Kömünü…
Beşincisi Sovyetler birliği ve Dünya sosyalist sistemi…
Paris Komünü ve Sosyalist sistem hakkında bir şey yazmama gerek yok. Biliniyor…
Altıncısı (Kobani) ayaklanması
Kobani’de neler oluyor? İnsan hakları üzerine uluslar arası bu kadar sözleşmeler varken neden dünya ülkeleri oradaki cinayetlere, insan hakları ihlallerine seyirci kalıyor, kıllarını kıpırdatmıyorlar?
‘’Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı’’ artık dünya çapında kabul gördüğü halde oradaki insanların yaşama hakkına, kendi düzenlerini kurma haklarına neden saldırılıyor?
Çok yazılıp çiziliyor, denge hesapları yapılıyor… Yapılıyor ama orada asıl hedefin,’’bir ulusun kendi kaderini tayin etme’’ hakkının ötesinde din, dil, ırk, milliyet, renk farkı gözetmeden, eşit paylaşımcı bir yönetim oluşmakta, işte kapitalist sistemi asıl korkutan budur. Dünyanın zenginleri bunun için sessiz… Onların çıkarları onlara göre her şeyin üstünde… Petrol zengini olan bu bölgede kendi kontrolleri dışında başka bir yönetime izin vermek istemiyorlar… Onlara boyun eğmeyecek bir yönetime tahammülleri yok… Emperyalist sisteme boyun eğen işbirlikçi ülkeler de, ‘’Tecavüz kaçınılmazsa zevk almasını bileceksin! ’’ mantığı ile köleliğe razı olduklarından yanlarında namuslu bir yönetime tahammülleri yok.
Ezen egemenleri ve onların işbirlikçilerini anlıyoruz, çıkarlarına öyle geliyor.
Ya peki, bütün dünyanın namuslu insanları bu mücadeleye güçleri oranında maddi manevi destek verirken, Kobany’de süren kıyasıya mücadeleye karşın, Bu mücadeleye öncülük eden partiyi değişik şekillerde karalamaya çalışan, kendilerini ezilen halkların ve ezilen sınıfların adına ortaya çıkan partilere ve gruplara, dergi çevrelerine ne demeli…
En basit sorumuz, Emperyalist sistemle yan yana koyduğumuzda (doğrusuyla yanlışıyla) oklarını emperyalist sistemden çok, onlara karşı çeviren ve bu mücadelede ölüm kalım mücadelesi verenleri yalıtmaya çalışanlara ne demeli?
Devrimcilik masa başında laf üretmekle olmuyor. Yeri ve zamanı geldiğinde üzerine düşen görevi yapmakla oluyor.
Bu gün açık ve net olarak iki cephe var, ezenler ve ezilenler… Siz hangi taraftasınız beyler.
Mücadelede yenmek te var yenilmekte, ama yenilmeden yenmeyi öğrenmek yok. Daha önceki mücadelelerde yenilmiş olmamıza karşı bu gün dünyada mücadeleler bitmedi bitmeyecek de…
Kapitalizm, feodalizmi yenene kadar, kaç yenilgi yaşadı sayabilen var mı? Ama sonunda kazandılar… Artık bu çürüyen sistemin fazla gücü kalmadı… Güçlü olsa bu kadar teknolojiyi o küçük ülkeye karşı kullanmazdı. Bizi yenen onların kendisi değil. Bize ve Kobani’ye çevrilen silahlar bizim içimizden… Birlik olabilsek kim üstümüze bu kadar fütürsuzca gelebilir? Orada yaşayan bir avuç insanın mücadelesini bile aylardır yenemediler…
Seyirci olmak yerine gücümüzü katalım… Orada verilen mücadele dünyanın bütün ezilenleri için verilmekte… Savaşarak ölmek yerine kasabının önüne koşanlar hariç, ‘’Özgürlük isteyenler’’, ‘’İdealimiz ve ruhumuz bir’’ diyenler seyirci olmak yerine katılımcı olalım. Hepimiz ayaklandığımızda sorunun çözümü için şiddete bile gerek kalmayacaktır.
Kayıt Tarihi : 28.12.2014 01:41:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!