İki Dakikalık Kıymet Şiiri - Güven Küçük

Güven Küçük
56

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

İki Dakikalık Kıymet

​Sabahın ayazı vurdu önce, saat tam yedi kırk yediydi,
Güneş doğarken verilen sözler, meğer karanlığın feryadıydı.
Yedi kırk dokuzda durdu zaman, o iki dakika, bir ömrün celladıydı,
Bir selamla gelen bahar, bir nefeste biten kışın en ağır inadıydı.
Şimdi yılların ötesinden gelmiş, "İyi misin?" diye soruyorsun,
Söyle; her sabah aynı saatte can alanın sözüne, nasıl güveneyim?

​Küçük bir şehrin rüzgarı taşıdı, başka iklimlere gidişinin kokusunu,
Bizim için ekilen fidanları söküp, başkasına vermişsin can suyunu.
Yeminler bozulmuş bir kere, kurmuşsun ihanetin o en acı pususunu,
Gömleğine sinmiş yabancı bir baharın, o kirli ve yalancı kokusu.
Şimdi sığındığın o limanlar yıkılınca, benim deryama dönmek istiyorsun,
Kendi elleriyle kıyılarını ateşe verene, nasıl güveneyim?

​Korktuğu ne varsa insanın, gelirmiş eninde sonunda başına,
Zehir katmışlar belli ki, o iştahla oturduğun yabancı aşına.
Bir şeytanın fısıltısıyla bozdun yeminini, bakmadın gözlerimin yaşına,
Kurban ettin onca yılı, bir anlık dünyanın o sahte nakışına.
Şimdi fırtınan dindi diye, sönmüş ocağımı harlamak istiyorsun,
Kendi rüzgarıyla külünü savurana ben, nasıl güveneyim?

​Akıl bir rüzgar gülüyse eğer, yönünü hangi fırtına tayin eder?
Sevda dediğin bir tartı mıdır, ne kadar ağırsa sevilen o kadar mı gider?
Sırf yükü ağır geldi diye, yarı yolda bırakılan bu gönül şimdi neyler?
İnsan kendi cennetinden, bir başkasının cehennemine nasıl göç eyler?
Şimdi "hata" diyorsun, düştüğün o kuyuya beni de çekmek istiyorsun,
Dibi görünmeyen bir boşluğun vaadine, nasıl güveneyim?

​Gözyaşıyla sulanan o yastık, bir ömrün en sessiz ve tek şahidi,
Durması için yalvardığım bu kalp, o sabahın en büyük zayiatı.
Sen bir başkasının gölgesinde dinlenirken, bu ruhun neydi kabahati?
Şimdi dönmüş "eskisi gibiyiz" diyorsun; oysa mühürlendi o kapı, bitti sadakati.
İçimdeki çocuk seni özlese de, ruhumdaki ihtiyar çekiyor beni uzağa,
Kurduğun her cümle gizli bir uçurumken, sözüne nasıl güveneyim?

Bir yanım "şans ver" diyor, hâlâ o masum günlerin hayalini kuruyor,
Diğer yanım ise kanayan izleri sayıp, "bak, bu o hançer" diye vuruyor.
İnanmak, bir uçurumun kenarında rüzgara yaslanmak kadar can yakıyor,
Güvenmek ise, kendi infaz ipini kendi elleriyle her sabah yağlıyor.
Beni bile bile yine o eski yangınların tam ortasına mı çağırıyorsun?
Kendi celladımı sırtımda bu uçuruma taşırken, ben sana nasıl güveneyim?

​Başka bir yeminin izi dururken hâlâ o mühürlü dudaklarında,
Beni bıraktığın o kış sabahı, puslu bir sis kaldı sokaklarında.
Gittiğin yollar dönülmez değil ama adımların yabancı duraklarda,
Emanet ettiğin o kutsal evi, viraneye çevirdin dünya tuzaklarında.
Pişmanlığın bir sığınak değil, sadece yorulmuş bir yolcu hikayesi,
Başkasına "Evet" diyen o yalancı diline, ben şimdi nasıl güveneyim?

​Hadi git şimdi; ne bu şehir seni, ne de bu rüzgar artık kokunu tanır,
Sen benim için yedi kırk dokuzda ölen, en mukaddes, en son duamsın.
Geri dönsen de bulamazsın beni; o sabah kendimi astığım dalda artık başkası sallansın,
Yabancı iklimlerin tozunu bulaştırdığın o kalbi, hangi cehennem ateşi paklar sanırsın?
Sana son sözüm; sakın bir daha uykularımı bölme,
Ben seni Karadeniz’in o en derin sinesine gömdüm; sen artık dönme…

Güven Küçük
Kayıt Tarihi : 25.12.2025 12:35:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!