sen yoksun ya;
bu dünyayı yok saydım,
renklerin içinde siyah,
tabutun içindeki beyaz,
birde kara toprağı sevdim...
Ölümüne sevmek;
çöllere düşüp,dağları delmekmidir...?
aşkın fırtınalı bir havada rüzgarlarla savrulması,
denizlerin köpürmesi,volkanların patlaması,
en kederleri müzik notalarının dudaklarda yankılanması,
bir gülün dalında solması,yapraklarını dökmesi,
o saf ve temiz kız,
sen değilmiydin yoksa,
nasıl oldu da kirlendin,
yoksa hep kirlimiydin de,
maskeni çıkartmanın vaktimi geldi,
içinde bir şeytan mı besliyordun,
son vapurda kalktı bu limandan
giden geri gelmez hicrandan
beyaz bir mendil sallanır ardından
yağmur eşlik eder mi gözyaşlarına.
papatya bahçesinde kelebek
Pisi pisiciğim,
mavi gözlü minik kedim;
sokaklar soğuk,
titrek bir mum alevi gece
koparılmayan takvim yaprakları
dalında solmuş bir çiçek
nefes almak zorundasındır ya yaşamak için,
aldığın her nefes kadar kıyısındasındır hayatın,
yaptığın yanlış ve doğru hamlelerle,
bazen şah,bazende mat olursun,
senli hayatım şah mat....
uyandım uykumdan,
sol yanımda derin bir sızı
bilmezdim arsızı,namussuzu,
cahildim dünyanın rengine kandım...
yanlızlığımın soğuk ellerinden tutmuşum,
içimde fırtınaya kapılmış bir gemi batık,
şehrin göbeğinde,derin bir sancı sızlar,
gözlerimin gördüğü,sözlerimin sustuğu yerde...
seni bana yazan kaderin keskin kalemi,
gözlerini kapat;
mutluluk hayalleri kur,
gez,dolaş,evlen,eğlen,gül
uzaklardan duyanlar
kahkahalarını kıskansınlar
sadece on saniye
Şair aşkı yazmalı,
aşk birazda azdırmalı,
mermiyi şarjöre koyar gibi,
tetiği çekmeden,namludan çıkmadan,
kalem dans etmeli,soldan sağa
buz pistinde kayar gibi...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!