İbrahim Küçüker Şiirleri - Şair İbrahim ...

İbrahim Küçüker

KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK!.

Bu Dünyada onurluca bir hayatın yoksa kendi oluşturduğun müslümanlığı yaşayarak ALLAH'ı aldattığını sanırsın da...HAKİKATİN YOK!...

Kendince çoluk-çocuğunun dünyasını, geleceğini garanti altına almışsın lakin nereden, kimden, kimin hakkından kırptığını sorgulamadan!...sorgulanmadan onurluca kurulmayan ailenin , helal lokma ile büyütülmeyen evladın bu Dünyada da öbür dünyada da faydası yok!..

Devamını Oku
İbrahim Küçüker

Kucağı Boş Kalan Çocuk
Hayattaki en zor duygu, ölen birini özlemektir.
Çünkü geri getiremiyorsun.
Sarılmak yok, koku yok, ses yok.
Sadece boşluk var; ruhuna saplanmış, göğsünde taşınan sessiz bir yokluk.
O boşluk, geceleri sessizce büyüyor, gündüzün en gürültülü anlarında bile fark ediliyor.

Devamını Oku
İbrahim Küçüker

Deniz ötesi şehirlerin gri sokaklarında yürürken bile gözlerim arkada.
Siluetin hâlâ göğsümde, martılarla yarışan bir hayal gibi.
Ruhsuz kalabalıkların arasından, sanki hiç yokmuşum gibi süzülüyorum.
Bedenim burada, ama ruhum Eminönü’nden Kadıköy’e süzülen bir vapurun güvertesinde.
Rüzgârla Boğaz’a karışmış, dalgaların sessiz şarkısında kaybolmuş.
Ayasofya’nın taşları hâlâ alnımda; ağır bir gölge gibi.

Devamını Oku
İbrahim Küçüker

"Şühedâ fışkıracak, toprağı sıksan, şühedâ!"
Ve yine yıldızlar kaybolup gidecek, küsüp bu haysiyetsiz dünyanın o kalleş simasına.
Ve yine şimşekler çakacak karanlık dağların cenabet ardında.
Ve yine sıralanacak ardı ardına bayrağa sarılı koca yiğitler.
Ve biz yine damla damla kanayacağız, yer altı zenginliği şehit olan memleketime.
Toprağının altında, üstünden daha çok yiğit yatıran dünya,

Devamını Oku
İbrahim Küçüker

Sesimi duyuyor musunuz?
Bir çocuğun gözlerindeki soruyu…
Bir ihtiyarın dizlerine çöken zamanı…
Bir annenin gece yarısı susturduğu duasını…
Ben bağırmıyorum.
Çünkü en derin acılar fısıldar.

Devamını Oku
İbrahim Küçüker

SES VER YİĞİDİM, SES VER

Zaman sensizliğe gömüldü… Gökler sustu, rüzgâr yönünü kaybetti — sanki dünya, bir an nefesini tuttu.

Toprak hâlâ adını fısıldıyor gecelere… Ama biz, o sessizliğin altında hâlâ çarpan altın bir neslin kalbini dinliyoruz.

Devamını Oku
İbrahim Küçüker

BAZEN TEK BİR BEYAZ NOKTA.
BÜTÜN BİR KARANLIĞI ÜRKÜTMEYE YETER!. Karanlığın içindeki beyaz nokta.
O beyaz nokta, siyahlığı rahatsız edebilir mi?
Tek başına ufak bir nokta. Bundan korkan karanlık ne kadar karanlık kalabilir ki?
Beyaz nokta olmak bence cesaret ister.
Çoğunluğun arasında farklı olmak...

Devamını Oku
İbrahim Küçüker

SUSKUNLUK

Bir zamanlar adalet, bir nehir gibi akar, Dicle’nin kenarında bir kurt bir kuzu kapsa, o hesabı Ömer’den sorardı.
Şimdi ise kurtlar sürüye bekçilik ediyor, kuzular sessizliğin karanlığında kayboluyor.
Artık haksızlıklar gizlenmiyor; aksine, insanların gözünün içine baka baka yapılıyor.
Ve herkes biliyor, ama herkes duymamış gibi yapıyor.

Devamını Oku
İbrahim Küçüker

KARDEŞLİK UZAKTA KOLAY, YAKINDA ZOR
Kardeşlik kelimesini çok seviyoruz.
Ama genellikle uzakta seviyoruz.
Haritada parmağımızı koyduğumuz, adını bile zor telaffuz ettiğimiz ülkelerde kardeşlik daha kolay. Çünkü bedeli yok. Çünkü yüzleşme gerektirmiyor.
Aynı ülkede, aynı şehirde, aynı mahallede yaşadığımız insanlara gelince iş değişiyor. Yıllardır aynı toprağı paylaştığımız Kürtlere “kardeşim” demek nedense ağır geliyor. Çünkü yakınlık, sorumluluk ister. Çünkü kardeşlik sadece slogan değil, tahammül işidir.
Bu toprakların tarihi birlikte yazıldı. Cephede yan yana öldük, barışta yan yana yaşadık. Aynı yoksulluğu paylaştık, aynı devletin yükünü taşıdık. Türk de bu ülkenin sahibidir, Kürt de. Biri fazlalık, diğeri misafir değil.

Devamını Oku
İbrahim Küçüker

VEDA...
VE İŞTE YOLUN SONUNDASIN
Artık kaçacak bir sokağın, erteleyecek bir yarının yok. Zaman, bir ihtiyarın dizlerine çökmüş; nefesi kısık, sesi kederli. Aynaya baktığında gördüğün yüz yalnızca senin yüzün değil—üst üste binmiş yılların, yutulmuş kelimelerin, yarım kalmış cesaretlerin haritası. O çizgiler, gülüşten çok suskunlukla oyulmuş; her biri bir vazgeçişin izi. Odanın sessizliğinde gölgeler dans ediyor, duvarlar geçmişin sessiz tanıkları gibi; her köşe, her çatlak bir çocukluk hatırası fısıldıyor, bir kaybolmuş sevgi, bir söylenememiş kelime, bir dönülmemiş yol.
Çocukluk gözlerinin önünde bir yaz akşamı gibi beliriyor. Dizlerin kanlı, avuçların tozlu, kalbin hafif… Dünyayı ciddiye almadığın zamanlar. Sonra gençlik… Ateşi bol ama yönü kayıp bir yangın. Ne yaktığını anlamadan kül olmuş hevesler; yaktıkların arasında başkaları kadar kendin de yanıyor. Olgunluk sessiz, ağır bir bekleme salonu; hayaller numara almış ama çoğu çağrılmamış. “Sonra” diyerek üstünü örttüğün her şey şimdi önünde açılmış bir sandık gibi. Sevemediklerin, söyleyemediklerin, korkudan eğdiğin başın ağırlığı… Hepsi burada. Hepsi aynı anda, gözlerinin önünde.
İyilik yaptın, evet. Küçük, sessiz, kimsenin bilmediği notlar gibi. Kötülük de yaptın—çoğu bağırarak değil, susarak, çünkü insan bazen elini kirletmemek için kalbini kirletmeyi seçer. Şimdi ölüm karşında duruyor; ne acele ettiriyor ne teselli veriyor. Sadece bakıyor. O bakışta bütün yalanlar çözülüyor, bütün suskunluklar ağırlığını buluyor, tüm seçimlerin bir defterde açılıyor.
Sahi, bu hayat yaşamaya değdi mi? Değdi mi uykusuz gecelere, içine gömülen cümlelere, yarım kalmış vedalara? Değdi mi başkalarının korkularıyla daraltılmış bir ömre? Sonsuzluk diyorlar, belirsizlik diyorlar. Ama insanı titreten, cevapsız kalan sorular; hayatın kendisi bir muhasebe defteri, ölüm ise defteri kapatacak olan el.

Devamını Oku