İçimdeki Mevsimler
Bedenimde ilkbahar, ruhumda sonbahar var bugün.
Güneş tenimi ısıtırken, içimde rüzgâr yaprak döküyor.
Bir yanım filizleniyor, bir yanım sessizce soluyor.
İMAN MI ÖNCE GELİR , AHLAK MI?
Bu soru basit değildir. Basit gibi sorulur ama cevabı insanın, dinin ve hakikatin kalbine dokunur. Çünkü burada sorulan şey şudur: İman mı ahlakı doğurur, yoksa ahlak mı imana kapı açar?
Hz. Muhammed (s.a.v.) kırk yaşında peygamberlikle görevlendirildi. Ondan önceki hayatı, İslam’ın en güçlü delillerinden biridir. Çünkü o, henüz vahiy gelmeden önce de yalan söylemezdi. Henüz namaz emri yokken emanete riayet ederdi. Henüz helal–haram hükümleri inmemişken kul hakkından sakınırdı. Bu yüzden Mekke ona “el-Emîn” dedi. Yani güvenilir insan.
Peygamberlik, onun ahlakını icat etmedi. Onu evrensel bir ölçüye dönüştürdü. Bu yüzden “Ben güzel ahlakı öğretmeye değil, tamamlamaya geldim” buyurdu. Çünkü ortada sıfırdan kurulacak bir din değil, kemale erdirilecek bir insan vardı.
Burada durup şu cümleyi netleştirmek gerekir: İslam ahlakı, imanın sonradan eklenen bir süsü değildir; iman da ahlaksızlığı örten bir kılıf olamaz. Çünkü ahlak, imanın ilanı değil; imtihanıdır. İman kalpte başlar ama ahlakta doğrulanır. Hayata temas etmeyen iman, hakikat üretmez; sadece iddia üretir.
Bugün yaşadığımız kriz tam da burada başlıyor. Biz ahlakı davranıştan alıp görüntüye hapsettik. Ahlakı; setre, tesettüre, şekle, slogana indirgedik. Dili yalandan, ticareti hileden, hukuku adaletsizlikten arındıramadık ama dindarlık görüntüsüyle teselli bulduk. Böylece iman, ahlakın kaynağı olmaktan çıkıp onun eksikliğini gizleyen bir kılıfa dönüştü.
İNSAN HANGİ DİNDEN, HANGİ MİLLETTEN OLURSA OLSUN Adem' de birleşiyor.
Adem' de savrulan insan,
Adem' de birleşiyor aslınla....
İnsanlığını, iç sesini kaybetmediği sürece,
İnsan hangi coğrafyada, dinde, millette, ırkta olursa olsun insan aynı insan!....
BÜTÜN MESELE İNSANLIĞINI KAYBETMEMİŞ İNSAN OLMAK! VE BUNA HİZMET ETMEKTE....
Ülkeler, denizler, okyanuslar geçtim,
Nice Müslüman ve gayri müslim insan gördüm,
Ve geldiğim nokta;
DİN, NE ERKEĞİN SARIĞI,
NE DE KADININ BAŞÖRTÜSÜ; DİN,VİCDAN VE AHLAKTIR!
Ve dahi gördüm ki ;
IŞIĞI KAYBEDEN İNSAN
Suriye’de, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) altında dinlendiği rivayet edilen hurma ağacının gölgesine gitmek istiyorum... Bu bir yolculuk mu, yoksa bir hatırlama biçimi mi, emin değilim. Çünkü bazı mekânlara ayakla değil, kalple gidilir.
Rahip Bahîrâ’nın, o gölgede bir nübüvvet işareti gördüğü anlatılır. Henüz risalet başlamamışken bile, bir ağacın gölgesi sezmişti olanı biteni. Demek ki hakikat, ilan edilmeden önce de kendini ele verir; bakmasını bilene.
Bir Şapka, Bir Darağacı, Bir Medeniyetin İnfazı
“Modernleşme adına kurulan her darağacı, bu toprakların hafızasına atılmış bir ilmektir.”
Bugün 4 Şubat.
Bu tarih, bu topraklarda “medeniyet” kelimesinin darağacına dönüştürüldüğü günlerden biridir.
Bin yıllık bir İslam kültürünün; Batı taklitçiliğiyle, bir şapkayla modernleştiğini sanan bir zihniyet tarafından yargılandığı, aşağılandığı ve susturulduğu günlerin adıdır.
İskilipli Atıf Hoca, bir suçtan değil; bir duruştan dolayı idam edildi.
İnsanız hepimiz…
Her birimiz, o büyük insanlık ailesinin birer üyesiyiz. Gökkubbenin altında, yeryüzünün üstünde aynı havayı soluyor, aynı sudan içiyoruz. Havasız ve susuz kaldığımızda hayatımız tehlikeye giriyorsa, eşitiz demektir.
Güneş, ayrım gözetmeden doğuyor hepimiz için; ay, ışığını kimseye kimlik sormadan serpiyor gecelerimize. Kutup yıldızı, yolunu kaybedenlere yön gösterirken ayrım yapmıyor; bulutlar, rahmetini hangi toprağa indirirse indirsin, Rahmân’ın merhametine aracılık ediyor.
Varsın birileri bizi birbirimize düşman etmeye, parçalamaya, gerilim üretmeye kalkışsın… Biz, insan olmanın ortak paydasında birleştiğimizde, gökkubbenin altında da, arzın üstünde de bütün ayrılıkları aşabiliriz.
Kim hangi hayatı yaşıyor?...
Kim, kimden kırptığı hayatı yaşıyor?....
Coğrafya mı kader?
Çalınan haklar mı?
Heder edilmiş emekler mi KADER?...
Yoksulluğa itilmek, coğrafyaya cahilce hapsolmak mı kader?...
VARSIN, BİRİLERİNİN GÖZÜNDE,
İYİLER KÖTÜ.
KÖTÜLER İYİ OLSUN,
Varsın birileri bu duruma şaşı olsun .....
Varsın karanlıkta demlensin demlenenler.....
Burnunuzun dibinde menfaat devşirsin,
Gecenin sessizliğinde kendimi arıyorum.
Ay ışığı vurmuş masa, dostlarıma;
Perdeyi oynatan rüzgar, vuslatıma;
İskemleye düşen gölgem, beni geç mişe, anılarıma çağırırken ben gece nin sessizliğinde kayboluyorum, Nasıl anlatırım bu bunalmış ruhuma!....sevgiyi, dostluğu, merhameti....




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!