Bilimin adının bile yabancı durduğu küçük bir kasabada yaşıyorum. Burada soru sormak bir merak değil, bir risk olarak görülür. İnsanlar bilgiyi aramak yerine kabullenmeyi seçer; akıl, çoğu zaman hurafenin gölgesinde kalır. Din güçlüdür ama sorgulanmaz; doğruluğu tartışılmaz, anlamı üzerine düşünülmez. İnanç, özgürlükten çok bir sınır gibidir.
Bu kasabada düşünmek sessiz yapılır. Yüksek sesle sorulan her soru, bir huzursuzluk doğurur. Bilime yönelen bakışlar şüpheyle karşılanır; farklı düşünen, farklı hisseden insan yalnızlaşır. Kelimelerimi ...
Bilimi yaktın,
Külüne taktın,
Aklı susturdun,
Bilmediğini Tanrı diye andın.
Soruyu zincirledin,
Bilimi sevdim diye huzur bozan oldum,
“Niye?” dedim diye sınır aşan oldum.
Soru günah sayılan bu sessiz çağda
Ben merakı seçtim, bedeli baştan oldum.
Aradım seni gökte, ses yok, iz yok
Dua var, umut var, cevap yok
Eğer varsın neden bu kadar uzak?
Eğer adilsen bu dünya neden tuzak?
Akıl verdin diyorsam, sormam suç mu?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!