Hiçbir çirkin ismi bulunmayan Sevgili Rabbimin bütün güzel isimleriyle başlarım.
Allah’ın selamı, rahmeti, sevgisi ve şefkati, ebedi ve daimi üzerinize olsun.
Bir kardeşimizin sorusu:
Radyoda duyduğum fakat açıklamasının yapılmadığı bir konu var. Öyle konuşma arasında geçmişti. Konu: ''İnsanların kalbini kırmamanın öneminden, fakat bunun aslında kolay olduğunu, asıl önemli olanın kırılmamayı başarabilmek olduğu'' yönündeydi. Bu insanın ''benlik'' hadisesini aşmış olabilmesiyle mi ilgili?
Acizane bizim cevabımız:
Sevgili kardeşim ‘benlik’i aşma meselesi kırılmamak ile değil kızmamak ile ilgili, yani enaniyetinizi (benlik) aştığınız vakit kimseye kızmazsınız, darılmazsınız, buna ve o anki psikolojinize bağlı olarak da kırmazsınız.
Kırılmamayı başarmak ise, bizim bakış açılarımızla ilgilidir:
Birinci bakış açımız: “O’nunla (cc) olduktan sonra bütün dünya bana küsse ne olur, O benimle değilse bütün dünya bana gülse ne faydası var.” (Said Nursi) . Eğer kırılmalarımız riyayla ilgili yani insanlara olduğundan fazla değer veriyor isek, bu bakış açısı olması gerek.
İkinci bakış açısı: Her kırılma olayından sonra “Acaba ben ne yaptım ki bu insan beni kırdı” şeklinde kendimizi hesaba çekmeye alıştırmışsak. Bu bakış açısı ise gerçekçiliktir.
Üçüncüsü öncekilerden daha güzel bir bakış açısı: “Onlar bilmiyorlar bilselerdi yapmazlardı.” (Hz. Muhammed (asm.) . Çünkü bilen insan haklı da olsa hiç kimseyi kıramaz. İnsanlar bize her ne yaparlarsa yapsınlar, onları mazur görmek. “Düşmanını sev, eğer yalnızca dostunu seversen başkasından ne farkın kalır.” Hz. İsa (as.) İncil.
Dördüncüsü ise hepsinden güzeli ve kemali bir bakış açısı (hakkalyakin) : Olduğu gibi seyretmek, küfür de etseler, hakaret de etseler, yerin dibine de batırsalar aklında, kalbinde, nefsinde ve ruhunda asla ama asla en küçük bir kırılma emaresi görülmemek. Taş taşlığını, baş başlığını yapacaktır. Bizim görevimiz seyretmekle beraber; iyi, güzel ve doğrudan yana olmak ve en güzel ve en doğru ve en iyi bir biçimde temsil ve tebliğ etmektir, yani çirkini, kötüyü ve eğriyi ortadan kaldırmaya veya yok etmeye çalışmak değildir. Zaten böyle bir hareket dengeyi bozmak demektir. Bu da Allah’ın bakış açısıdır.
Merkez Efendi talebe iken hocası talebelerine imtihan etmek maksadıyla sorar: “Siz Allah olsaydınız ne yapardınız? ” talebelerin kimisi; “Bütün kötüleri yok ederdim”, kimisi; “Dünyayı cennete çevirirdim” vs. gibi cevaplar verirken bakar ki Merkez Efendi bir köşede suskun bir vaziyette olan biteni seyrediyor, ona döner ve: “Senin bir sözün yok mu? ” der. Merkez Efendi ise: “Ben hiçbir şeye müdahale etmez seyrederdim” deyince, hocası: “Tamam sen imtihanı geçtin, halifem oldun” der.
Japon’ların domino taşlarını dizerek oynadıkları bir oyun var (ismini hatırlayamadım) sondaki taşı çektiğimizde sıra ile hepsi devrilir, işte aynen onun gibi bir denge tabiatta olduğu gibi sosyolojide, sosyal psikolojide, psikolojide, biyolojide ve hatta her şeyde var. Örneğin morfin bağımlısı birinin morfinini birden kesersek nasıl ki krize girerse, bizde bu sebeplerden dolayı hiçbir taşı yerinden tamamen kaldırıp atamayız, ancak onu büyük bir sabırla yavaş yavaş yerinden oynatarak, kımıldatarak alıştıra alıştıra yapmalıyız. Bu da varlıkları hakkalyakin bir bakış açısı ile gözlemleyebilme ve değerlendirebilme kabiliyeti kazanmayı gerektirir. İşte eğer böyle bir anlayışa ulaşabilirsek hiçbir şekil ve surette, hiçbir kimseye ve şeye kırılmayız, hatta kırılmak istesek de kırılamayız.
Aslında böyle bir bakış açısına kavuştuğumuzda kainatta yanlış, çirkin ve kötü bir şey arasak da bulamayız, çünkü öyle bir şey yoktur: “Güzel bakan güzel görür, güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayattan zevk alır.” Bu bakış açısıyla hayattan zevk alan birisi hiçbir şeye kırılmaz.
Bu acizden de iki örnek: Gül gülün yanında değil, kara çalının yanında güzeldir. Dikenli kara çalı, kekliğin sarayıdır.
En doğrusunu Rabbim bilir, çünkü O’nun bize öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur.
3. Temmuz. 2005 İzmir
Allah’a emanet olunuz.
Ali Oskan
------
Bir kardeşimizin, ilavesi:
Değerli Kardeşim,
Gerek sizin gerekse konuya cevap yazan kardeşimin tespitleri çok güzel...birbirinize meşverette bulunmanız ise daha bir güzel..Siz çok ilmi yaklaşmışsınız ve de çok güzel olmuş.Yalnız ben sizlerle kendi görüşlerimi paylaşmak istiyorum..
Düne kadar kendimi asla dünyayı başıma yıksalarda kırılmam ne olacak ki bugün var ve yarın yokuz..ve herşey geçiyor fani dünya..başkalarının tutarsız tutumlarına bu da geçer YA HU der geçeriz..Bir nevi toprak gibi zannediyordum kendimi.Hangi pislikler atılırsa atılsın ben yine gül verip yeşerecektim..nikmeti nimete çevirecektim...evet düne kadar böyleydim ama bugün öyle olmadığını gördüm.Ben kendini hiç kırılmaz diye tanıdığım kişiliğimi çok mahzun ve yıkık buldum.Gerçekten anlatılamayacak kadar kırıldım bazı şahıslara... Bunun sebebini kendime sorduğum da toprağın bile her tohumu yeşertmediğini ve biz insanların duygu yüklü varlıklar olduğu ve asıl olanın ise kırılmak değil de kırmamak olduğunu gördüm...Bu bana yine hayroldu kırıldım ama kendime yeniden bir çeki düzen verip Allah’ıma şükrettim ki kırılan ben olayım da kıran asla olmayayım...
Kırmaktansa Bin Kere Kırılmayı Yeğlerim...
Bir İnsanı Kırar İsen Hakk’a Ettiğin Secde Değildir..
Mevlayı Ararsan Kalbinde Ara Kudüs’te, Mekke’de, Şam’da Değildir..
Baki Muhabbetler...
------
Acizane bizim ilavemiz:
Allah’ın selamı, sevgisi ve şefkati üzerinize olsun.
Benim sevgili kardeşim kalbi kırılan bir insana veya her hangi bir canlıya rastladığımda, kalbim yanan bir mum gibi sanki eriyip akar. O an öyle isterim ki; onun yerine bana yüz kez o kırıcı sözü sarf etse idiler de, onu kırmasaydılar.
Allah: “Eğer beni arıyorsanız kırık ve mahzun kalplileri bulun” diyor.
Sevgili kardeşim, kırılmamak ile ilgili yazımız, bir soruya kısa bir açıklama olduğu için bazı tanımların dar olması, konunun tam anlaşılmasına mani oluyor, tanımlarımızı biraz daha genişletirsek konu daha kolay anlaşılacaktır inşallah.
Sevgili kardeşim, bu iki davranış ve yaşayış şekli olan kırılmak ve kırmamak birbiri ile bağlantılı olmasa da birbirine zıt da değildir. Her ne kadar, ikisi birbirinden farklı duygu ve düşünce alanlarının tezahürü olan davranış ve yaşayış biçimleri olsa da, uygulayanlara göre de değişebilir.
Başkasını Kırmamak; kendi kapsamı içinde belli bir olgunluk seviyesini gerektirir, fakat hangi bakış açısıyla yapıldığına bağlıdır. Bir insan pek çok sebeple bunu başarabilir; bağlı bulunduğu dünya görüşü sebebiyle bir ateist, bir agnostik, bir deist de bunu başarabilir, hümanist bir görüş sahibi veya narsist veya riyakar bir kişi de bunu başarılabilir.
Başkasına Kırılmamak ise; daha yüksek bir olgunluk seviyesi gerektirir, fakat bunu başarabilen insan kırmamayı da başarabilmiş demektir, çünkü kırılmamak daha geniş kapsamlıdır ve kırmamayı da kapsar. Ayrıca bu bakış açısını kazanmak; her hangi bir dünya görüşünün hatırına veya dünyevi bir menfaat uğruna yapılabilecek bir iş değildir, bilakis belirli bir olgunluk seviyesine ulaştıktan sonra, belki hediye olarak verilen (yani onun için ayrı bir çaba sarf etmeden) olgun bir davranış ve yaşayış biçiminin tezahürüdür veya önceki yaşanmış hayatlardan elde edilmiş ampirik bilginin, marifetullah ile aklaşmış aklımızla, muhabbetullah ile paklaşmış kalbimizle ve hakikatullah ile saflaşmış ruhumuzla yorumlayacağımız ve marifetin aklıyla muhabbetin kalbiyle ve de hakikatin ruhuyla kazanacağımız bir haldir inşallah.
Bu tariflerden sonra kalbim herhalde mutmain olmamıştı ki; garip hislerle klavyeyi yerine iterken: “Aczin, fakrın meyvelerini düşün” diye bir ses geldi içimden.
Acz, fakr, şefkat ve tefekkürün iki gözü vardır, biri Allah’a bakar, diğeri varlıklara.
Allah’a bakan gözün aczini görmesi ve bilmesi tevhid gözlüğü ile bir derece kolaydır, fakat varlığa bakan gözün aczini görmesi ve bilmesi tevhid gözlüğünden sonra, marifet, muhabbet, aşk-ı İlahi ve hakikat gözlüklerini gerektirir.
Böyle gören bir insan “Bana gelen her hangi bir acı söz veya davranış o sözü sarf edenden değil dolayısı ile, yani tecelli yoluyla Allah’tan geldiğine göre, yani o kişiye o sözü Allah sarf ettirdiğine göre, O’nun kahrı da hoş lutfuda ben niye kırılayım” der, fakat bunun neden başına geldiğinin hikmetini, yani kendinin veya toplumun hangi noksanlığının buna sebep olduğunu ve bundan, yapacağı veya yaptığı temsil ve tebliğe ne gibi tecrübi faydalar kazandıracağının hesaplarını yapar.
En doğrusunu Allah bilir, O’nun bize öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur.
Allah’a emanet olun.
(20. Temmuz. 2005 - İzmir)
Ali OskanKayıt Tarihi : 11.7.2008 19:24:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

“ Eğer beni arıyorsanız kırık ve mahzun kalplileri bulun. ”
bu güzel yaziyi okudum ve söyle koltuguma yaslandim bir yudum kahvemden aldim ve
'sükürler olsun Yaradan,a'
diye
ucsuz bucaksiz iyi düsüncelerin kucagina saldim kendimi...
selametle Ali Oskan bey
TÜM YORUMLAR (1)