Huzurevi hüzünevidir bazen,
çünkü bazı pencerelerde akşam, güneşten önce yaşlanır.
Bir bastonun gölgesi uzar koridorda,
sanki yıllar, insanın ardından yürüyen sessiz bir çocuk gibi.
Duvar saatleri çalışır,
ama kimsenin beklediği tren gelmez artık.
Çünkü beklemek, yaşlılığın en uzun duasıdır.
Bir odada anne sesi kalmıştır,
sahibi çoktan susmuş olsa da.
Bir başka odada bir baba,
ceketinin cebinde taşıdığı eski bir fotoğrafla
yeniden genç olmaya çalışır.
Huzurevi hüzünevidir;
çünkü bazı insanlar burada ölümü değil, unutulmayı bekler.
Ve unutulmak, toprağa düşmekten daha ağırdır bazen.
Oysa her kırışıkta bir bahar saklıdır,
her beyaz saç telinde bir çocuğun gülüşü,
bir sevdanın izi,
bir ömrün tamamlanmış cümlesi vardır.
Kim bilir,
belki de yaşlılık Tanrı'nın insana verdiği son aynadır;
orada yüz değil, hatıralar görünür.
Bu yüzden akşam olurken
bir pencerenin önünde oturan ihtiyara bakıp geçme.
Belki o gözlerde,
senin henüz yaşayamadığın yıllar oturmaktadır.
Belki ellerindeki titreme,
hayatın yazdığı en uzun mektubun son satırlarıdır.
Çünkü insan yaşlandığında
yalnız kemikleri yorulmaz;
birer birer eksilir sesler.
Önce anne gider,
sonra baba,
sonra çocukluk arkadaşları.
Bir gün gelir,
hatıraların nüfusu yaşayanlardan daha kalabalık olur.
Ve insan bazen
kendi ömrünün son tanığı olarak kalır dünyada.
Koridorlardan gece geçerken
kapı aralıklarından taşan sessizlik,
eski bir şehrin terk edilmiş sokakları gibidir.
Her odada yarım kalmış bir şarkı,
her çekmecede katlanmış bir özlem uyur.
Bir kadın vardır mesela;
her sabah saçlarını özenle tarar.
Belki elli yıldır gelmeyen birini bekler hâlâ.
Bir adam vardır;
pencereden gökyüzüne bakarken
çoktan toprağa karışmış kardeşiyle konuşur içinden.
Çünkü sevgi ölmez.
İnsan bazen bir ömrü değil,
bir yokluğu taşır omuzlarında.
Huzurevi hüzünevidir bazen,
ama yalnızca hüzünden yapılmamıştır.
Çayın buğusunda torun kokuları vardır.
Bir tebessümde bayram sabahları.
Titrek bir elde,
bir zamanlar dünyayı değiştireceğine inanmış genç bir yürek.
Ve belki de hayatın en büyük sırrı budur:
İnsan yaşlanmaz aslında.
Sadece içine biriken yıllar ağırlaşır.
Sonra bir gün
bir pencerenin önünde oturan o ihtiyar gider.
Baston köşede kalır,
gözlüğü masada,
yarım kalmış bir dua dudaklarında.
Ama dünya bilmez;
o giderken bir kütüphane kapanmıştır aslında.
Binlerce hatıra,
binlerce kahkaha,
binlerce gözyaşı
sessizce karışmıştır sonsuzluğa.
İşte bu yüzden,
bir yaşlının elini tutabiliyorsan tut.
Sesini duyabiliyorsan dinle.
Çünkü bir gün bütün fotoğraflar sararacak,
bütün saatler duracak,
ve herkes biraz eksik kalacak geride.
O vakit anlayacaksın:
İnsan toprağa gömüldüğü gün ölmez.
Asıl ölüm,
adını sevgiyle anacak son insan sustuğunda gelir.
Ve bir ihtiyarın gözlerinde gördüğün hüzün,
belki de ölmekten değil;
bir gün hatırlanacak son kişi olma korkusundandır.
Kayıt Tarihi : 25.06.2026 20:11:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!