Şehirden şehre dolaşan derbeder oldum. Lekesiz ve bulutsuz göklere baktıkça, inci rengindeki gümüş yağmurlarda yıkanıyorum. Yaprak arasına saklanmış umut dolu hayalin bana gülümsüyor.
Islak kaldırımlardan yükselen cemre sonrası ılık banyo buğuları yüzüme vururken güneşin ılıklığını tenimde hissediyorum. Sıcaklık sen gibi sarıyor bedenimi. Nefesindeki rahatlatıcı havayı duyuyordum.
Çocuksu ve derin bakışlarına takılıyorum, içim eriyor. Konuşmadan gözlerimi gözlerine kilitliyorum. En canlı bakışımı, en özgür gülüşümü yansıtıp içimden geçenleri bilmeni istiyorum, hüznü yok eden bakışlarında. Derin bakışlarının altında şuhluğu ve güzelliği aynı anda yaşıyorum. Karanlıklara açılan penceremi artık sıkı sıkı kapatıyorum. Gün doğumlarına hazırlanıyorum. Görülmeyen bahçede aşkın bütün ağırlığını üzerimde hissedip şafağın ilk ışıklarında ısınıyorum. Bu aşk yükünün altında ezilmekten ziyade, gururla taşıyorum.
Güllerle süslü sesiz gecede kuş cıvıltılarının nameleriyle içim titriyor. Teninin sıcaklığını duyuyorum. Bakışlarındaki günahkârlığın içine hapsoluyorum. Tutkularımın esiri oluyorum, sözcük dizelerinden hüzün, acı ve ayrılıkları çıkarıyorum. Kendimi sonunu bilmediğim bir maceranın içine bırakıyorum.
Kutsal mabedin son tapınanıydım sanki. Benden öncekiler ibadetlerini tamamlayıp gittiler. Sen ve ben baş başa kaldık. Seher vaktinin mistik havası ruhumuzu ve bedenimizi sardı. Pembe bulutlarla kaplı bir dünyanın içinde yaşıyorum sanki.
Karanlık sokakların mutlu çocukları gibiydik. Yaşam ve ben birlikte ilerlerken yaşamın diğer elinden de sen tutuyordun. Dağ gibi korkuları sebepsiz kaçışları ardımızda bırakıp, çamurlardan arınmış isyan eden benlikten kurtularak, ardımızda papatya saflığında izler bırakıp ilerliyorduk…
Kadehteki son yalnızlık yudumunu içip, kalabalık içindeki yalnızlığa vedaya hazırlanıyorum. Suskunluğun boğduğu tek geçmişten, sevdiğim yalnızlıktan vaz geçiyorum.
Yalnız yaşadığım mevsimlerin ayazları üşütmüyor, eskittiğim baharlarda yaşamayacağım artık. Gecenin zifiri kokularına karışan sen kokuları yerine, sadece sen kokan gecelere uyanıyorum. Yalnızlık kalabalığından kurtulup senli birlikteliklere uyanıyorum.
Geçmişe ait nefeslerimi tutmuyorum. Yüreğimin sesindeki umutları korkusuzca ortaya çıkarıyorum. Avuçlarımda sıkı sıkı tuttuğum bırakırsam dönmeyecek olan umut kelebeklerini salıveriyorum evrene, umutsuzluğa düşenlere kılavuz olsun diye.
Umutsuzluk kışlarında donmaktan korkmuyorum. Sarıldığım düş halkalarından senin gözlerinin izinden yürüyerek çıkıyorum. Sen sesinin merdiven basmaklarını üçer beşer tırmanıyorum. Sana ve senli günlere ulaşmak için.
Kıblemi şaşırtan bir imanın mabedinde gibiyim. Ellerimi ellerine alıp aklımı uzaklara götürürken, yüreğimi yüreğine gözlerimi gözlerine kilitliyordum.
Hüznün gardiyanlığında bekleyen aşkım, ölüm çemberini kırmaya hazır kırmızı karanfillerle bekliyorum. İçimdeki arzuları kürtajlı hayatın saat dilimlerine bırakıyorum. Duygu sözcüklerine yapılan işkencelerin haykırışlarını duyuyorum gecenin en derininde.
Karanfilin kızıllığında sakladığım duygusallığımı ortaya çıkarıyorum. Gözlerindeki derin sevginin ummanına kendimi bırakıyorum. Tutku ve özlemle ellerim ellerinin içinde kayboluyor, sıcak ve şefkatli göğsüne yaslanıyorum. Kirpiklerime takılı kalan yaşlarım ışık selinde dans ediyor. Çocukça ürkeklikle sevgimi ulu orta açığa vuruyorum.
Anlımı dayadığım omzunda, güven ve şefkati hissediyorum. Güçlü bir sevginin tutkusuyla yarattığın güzellikle sana dâhil oluyordum.
‘’Bir nefeslik sevginin ardına sığınmış yorgun yürekle unutulmaz aşkların ardından söylenen ağıtların içine atılmış bir yürek var artık, sevgiye saygı mührü vurulmuş bir avuçluk dünyam var artık’’
Fatma AVCI
11.03.2012
Kayıt Tarihi : 11.3.2012 13:10:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Hüznün Gardiyanlığında Bekleyen Aşk
Şehirden şehre dolaşan derbeder oldum. Lekesiz ve bulutsuz göklere baktıkça, inci rengindeki gümüş yağmurlarda yıkanıyorum. Yaprak arasına saklanmış umut dolu hayalin bana gülümsüyor.
Islak kaldırımlardan yükselen cemre sonrası ılık banyo buğuları yüzüme vururken güneşin ılıklığını tenimde hissediyorum. Sıcaklık sen gibi sarıyor bedenimi. Nefesindeki rahatlatıcı havayı duyuyordum.
Çocuksu ve derin bakışlarına takılıyorum, içim eriyor. Konuşmadan gözlerimi gözlerine kilitliyorum. En canlı bakışımı, en özgür gülüşümü yansıtıp içimden geçenleri bilmeni istiyorum, hüznü yok eden bakışlarında. Derin bakışlarının altında şuhluğu ve güzelliği aynı anda yaşıyorum. Karanlıklara açılan penceremi artık sıkı sıkı kapatıyorum. Gün doğumlarına hazırlanıyorum. Görülmeyen bahçede aşkın bütün ağırlığını üzerimde hissedip şafağın ilk ışıklarında ısınıyorum. Bu aşk yükünün altında ezilmekten ziyade, gururla taşıyorum.
Güllerle süslü sesiz gecede kuş cıvıltılarının nameleriyle içim titriyor. Teninin sıcaklığını duyuyorum. Bakışlarındaki günahkârlığın içine hapsoluyorum. Tutkularımın esiri oluyorum, sözcük dizelerinden hüzün, acı ve ayrılıkları çıkarıyorum. Kendimi sonunu bilmediğim bir maceranın içine bırakıyorum.
Kutsal mabedin son tapınanıydım sanki. Benden öncekiler ibadetlerini tamamlayıp gittiler. Sen ve ben baş başa kaldık. Seher vaktinin mistik havası ruhumuzu ve bedenimizi sardı. Pembe bulutlarla kaplı bir dünyanın içinde yaşıyorum sanki.
Karanlık sokakların mutlu çocukları gibiydik. Yaşam ve ben birlikte ilerlerken yaşamın diğer elinden de sen tutuyordun. Dağ gibi korkuları sebepsiz kaçışları ardımızda bırakıp, çamurlardan arınmış isyan eden benlikten kurtularak, ardımızda papatya saflığında izler bırakıp ilerliyorduk…
Kadehteki son yalnızlık yudumunu içip, kalabalık içindeki yalnızlığa vedaya hazırlanıyorum. Suskunluğun boğduğu tek geçmişten, sevdiğim yalnızlıktan vaz geçiyorum.
Yalnız yaşadığım mevsimlerin ayazları üşütmüyor, eskittiğim baharlarda yaşamayacağım artık. Gecenin zifiri kokularına karışan sen kokuları yerine, sadece sen kokan gecelere uyanıyorum. Yalnızlık kalabalığından kurtulup senli birlikteliklere uyanıyorum.
Geçmişe ait nefeslerimi tutmuyorum. Yüreğimin sesindeki umutları korkusuzca ortaya çıkarıyorum. Avuçlarımda sıkı sıkı tuttuğum bırakırsam dönmeyecek olan umut kelebeklerini salıveriyorum evrene, umutsuzluğa düşenlere kılavuz olsun diye.
Umutsuzluk kışlarında donmaktan korkmuyorum. Sarıldığım düş halkalarından senin gözlerinin izinden yürüyerek çıkıyorum. Sen sesinin merdiven basmaklarını üçer beşer tırmanıyorum. Sana ve senli günlere ulaşmak için.
Kıblemi şaşırtan bir imanın mabedinde gibiyim. Ellerimi ellerine alıp aklımı uzaklara götürürken, yüreğimi yüreğine gözlerimi gözlerine kilitliyordum.
Hüznün gardiyanlığında bekleyen aşkım, ölüm çemberini kırmaya hazır kırmızı karanfillerle bekliyorum. İçimdeki arzuları kürtajlı hayatın saat dilimlerine bırakıyorum. Duygu sözcüklerine yapılan işkencelerin haykırışlarını duyuyorum gecenin en derininde.
Karanfilin kızıllığında sakladığım duygusallığımı ortaya çıkarıyorum. Gözlerindeki derin sevginin umanına kendimi bırakıyorum. Tutku ve özlemle ellerim ellerinin içinde kayboluyor, sıcak ve şefkatli göğsüne yaslanıyorum. Kirpiklerime takılı kalan yaşlarım ışık selinde dans ediyor. Çocukça ürkeklikle sevgimi ulu orta açığa vuruyorum.
Anlımı dayadığım omzunda, güven ve şefkati hissediyorum. Güçlü bir sevginin tutkusuyla yarattığın güzellikle sana dâhil oluyordum.
‘’Bir nefeslik sevginin ardına sığınmış yorgun yürekle unutulmaz aşkların ardından söylenen ağıtların içine atılmış bir yürek var artık, sevgiye saygı mührü vurulmuş bir avuçluk dünyam var artık’’
Fatma AVCI
11.03.2012
Deniz
begeniyle okudum
Duygulu,içten,çok hoş çalışma yürek sesin var olsun üstadım,selamlarımla.
TÜM YORUMLAR (13)