Gidiyorum bir kervan muammasında düşlerimin,
Yollar uzun,
Yollar pıtraklı,
Bir ses var göğe doğru çınlayan,
Kulaklarımda korkulu,
Göğüsümde sancılı...
Ay uzatmış ışıldayan yanağını,
Gök yüzü yine bir bilinmeze gebe.
Yıldızlar koşarak kaçışıyorlar gizlice,
Saklanmış korkulu yalnızlığın içine.
Bir hâl var bu gece.
Gitmeli buralardan, bir bilinmezin içinde kaybolmalı,
Kayan yıldızlara özenip, bir muammaya karışmalı.
Gitmeli buralardan, hazan yağmurlarından kaçmalı,
Mevsimlerin hüzün yanına bir çare bulmalı.
Hayat denilen şey;
Birilerinin umutsuzca bekleyişi,
Birilerinin umursamazca gidişinden başka ne ki...
Bu dünya yaşamaya değer mi?
Zaman zaman bu soruyu sorarken buluyorum kendimi.
Hayat nedir?
Yaşamın anlamı ne?
Yürüdüğümüz yolun sonu nereye varıyor?
Bu gidiş nereye?
Nereye bu gidiş?
Neden bu telaş?
En iyi ihtimalle bile alacağımız kaç nefes kaldı?
Ya vermediğimiz, veremediğimiz ve veremeyeceğimiz hesapların unutulan yükü???
Kopsun kıyamet,
Yer yüzü saçılsın,
Gök yüzü yarılsın,
Saraylar yansın,
Hanlar yıkılsın
Damlar dağılsın.
Gönlümdeki hazan yağmurları neden dinmiyor,
Bu günahkâr bakışlar neden durulmuyor,
Silinmez izler çehremde bir bir derinleşiyor,
Eski yaralar ne için kapanmak bilmiyor?
Ömür, çaya düşen küp şekerin erimesine denk bir hızla eriyip gidiyor.
İleriye dönük planlar, başa gelen ani ölümlerle alt üst oluyor.
Ölüm, durmayan nefsin arzularını bir bıçak gibi kesiyor; yinede akılsız başlar uslanmıyor.
Dünyanın sonuymuş gibi sıkı sıkıya sarıldığımız dalların kırılganlığıyla şoka uğruyor hayatlarımız.
Henüz yaşanmamış yarınların derdini bugünden çekip hayatı kendine zehir ediyor zayıf ruhlar..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!