Her şafak,
Kaderin sessizce lütfettiği benzersiz bir mucizedir.
Fakat insan,
Gözlerini kamaştıran muazzam bir illüzyonun gölgesindedir.
Nefesini yalanın koynunda tüketir.
Dünya muhteşem bir sahnedir,
Dekorun ihtişamına derinden aldanır.
Gördüğü bu rüyayı hakikat sanır.
Koşar adım geçer yolları,
Büyük bir hırsla sarılır beyhude kavgalara.
Nihayetinde,
Gerçeğin o soğuk ve çıplak yüzüyle tanışır.
Ömrün o puslu akşamında...
Şimdi o dar eşiktedir ruh.
Kalbindeki ağır soruyla hesaplaşır:
Bu geç kalmış farkındalık,
Gözündeki perdeyi kaldırabildiği için
Mağrur bir zafer midir?
Yoksa avuçlarında kalan o koca hiçlik yüzünden
Ömür boyu sürecek
Sonsuz bir pişmanlık mı?
Bir yanda hakikate ermiş olmanın vakur tesellisi,
Diğer yanda zayi edilen, yitip gitmiş yılları...
Ruh bu amansız muhasebeyi sürerken bile,
Zaman, o acımasız hükmünü sessizce icra eder.
Asla geri durmaz, asla yavaşlamaz.
Bir dönüp bakar insan o kayıp geçmişe;
O sımsıkı tutunduğunu sandığı gençlik,
İhtiraslar, sevdalar ve o büyük rüyalar...
Meğer amansız bir su misali,
Çaresizce parmakların arasından akar gider.
Ne bir damlasını avucunda tutabilir,
Ne de bu mukadder akışı yavaşlatmaya gücü yeter.
Günün o en son noktasında,
Gürültülü kalabalıkların arkasından
Derin, sarsıcı bir sessizlik kalır geriye.
İnsan baş başadır.
Avuçları çırılçıplak ve boş.
Ruhu, o kaçınılmaz aynayla nihayet yüzleşir:
Hayat bir su gibi akıp giderken,
İnsan, kendi yalnızlığının o ıssız kıyısına vurur.
Ve o son kıyıda,
Batan güneşe, kararan ufka karşı,
Yapayalnız...
Bir başına ölümü bekler.
Yusuf BerkmanKayıt Tarihi : 28.06.2026 14:47:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!