Tümden kaybedip hepten yitirmedikce bilip anlayamamanin viran döngüsü ne zor seydir dünyayi hic bozulmmis körpe caglarindaki varlik dirlik ceyiz ve zenginligiyle kiymete layik ve kudrete kadir bilmek…
Oysa ne cok akil fikir ögretici yasanmisligi ve deneyimi vardir hayati cekip ceviren zamanin akinti suyu etrafinda dolup bosalan insanlik var olali beri. Kis beyazlar giyip süslenmis sogugunda köse bucak kurdugu sobayi kibritle alevlendirip fikren bir avuc mutluluga ve kalben hic yüksünmemenin ele avuca sigmayan sevinciyle yorulmus- edilmis emeklerin sicakligina siginmak gibisi varken, celik comak hic umulmadik gafil yerden, sanki hic yoktan, feldir fecir cildirip giden densiz dengesiz sökülüp koparak bir yikinisten bozulursa, iklimler azar isitir daglardan rüzgar delirdikce deliren hükme azap cürüpler sayar siralar. Dizgini kördügüm koparan kayislardan yolu hep sarpa süren kapkaranlik kisneyisler yeri gögü dellale verir, heybeler küfeler agir bir HOZAN külfetinin körpe cagina zül ve zan düsmüs koruklari misali ne cardak ne örtme ne sap ne samanlik…öznesi kabus olmus kahirli ünlemlerle cagrisip cigrisan zifir müebbeti zimmetine hükümdar eyler..
Ne diyordum ben böyle….ha evet, onca dünya tarine insan misli oyalanip eylendikten sonra kendine MEZUN olmaliydi hic degilse insana kendini verip teslim eden Hayat..
Degil…öyle degil iste ki, 1618-1648 araliginda Avrupa ölmekte ve öldürmekte had hukuk sinir ahlak tanimayan vahset gücü yüksek Otuz yil boyunca DIN ve MEZHEP savaslari yasadi.Orada aslinda kendini kaybetmenin en igrenc zulüm ve ölümü vardi. Fakat buradan insanlik daha ÖZNEL AYRISMALARA kopup uzaklasirken ( ulus devletleri dogarken ) ölüm zulüm aci yikim sürgün salgin aclik efillikten baska hicbir kazanci olmayan, bir sonraki dünya savaslarina da nasil daha ucuz, etkin, yogun, ve topyekün insanlik imha edilirin KOPYA MODELLIGI sinanip denendi.
Uzun, yorucu, bezdirici, zehir ören viran ve zindan müjdesinden baska hicbir katigi olmamanin ardindan LÜBEK `te ( 1629) ve ardinda Prag`da ( 1635) daha sonra ve bütün büyük ölüm zulüm kayiplarindan sonra da Westfalya`da ( 1648) BARIS denen kavramin ne kadar dünya güzeli bir nesne olduguna dair OTUZ YILLIK insanliga kasteden cinnet gecirimli cehennem sapkinliginin nihai sonuna varildi.
Fakat gel gör ki birinci, ikinci ve soguk savaslar boyunca herseyi tüm dünya capindan ölümle sinayip katliam makinasiyla in özdestiren kasip kavurmalari, insanligina gelisip alisamayan saplanip kalmisliga zerrece birsey ögretmemis gibiydi ve topyekün tüccar edilen ölüm –zulüm hic bitip dinmedi.
Simdi Noel `den hemen birkacgün sonra Katolik agirlikli geleneksel ÜC KUTSALLAR gününde, Almanya`da, NEUBRANDENBURG`da Kardinal Ferdinand Marks, `yazik ki tüm kita Avrupasi IRKCILIGIN kol gezdigi batakhaneye dönüstü. Bunda herseyi kendi kaderine terkederek siyaseti de bu yönde kiralik araci olarak kullanan acimasiz,lanet gözlü ve DOYMAK bilmeyen `Kapitalistlerin` hile ve hünrleri topyekün sucun sabika sahibidir`…demis.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta