Hayal Bekçisi Şiiri - Nurullah Genç

Nurullah Genç
168

ŞİİR


1217

TAKİPÇİ

Hayal Bekçisi

beklenmedik bir fırtınaydı gelişin...
uyandırdın sessizliğimi aysız gecelerde
yaralı bir deniz gibi hıçkırdığını
bir fanus altında sıkışıp kaldığını..
aşkla kenetlenen kalplerimizin..
me'yus olduğunu,bunaldığını
biliyorum,hayal bekçisiyim..
mehtabı arayan karanlıklarda
yağmur yakışmıyorsa..
güvercin gözlerine yakışmıyorsa yağmur
nasıl açabilirim bulutlara derdimi
nasıl geçebilirim mayınlı köprülerden..
sellere karışan ayaklarımla
yığılıp kalıyor en güzel umutlarım
vurgun yemiş denizciler misali
göğsümün katranlı sahillerinde
zifiri saçlarıyla
infazıma ağıt yakan menziller
en salgın boşluğumu akıtıyor üstüme...
ben mehtabı arayan bir hayal bekçisiyim
ben sevda sokağının yoksul çiçekçisiyim
ben kor merdivenlere göklerle tırmanırım
kızgın güneş altında yemyeşil ıslanırım..
ben mehtabı arayan bir hayal bekçisiyim..
ben korsan bir geminin mahzun kürekçisiyim..
ben yaklaşan saati beklerim odalarda
ihtilaller yaparım gözlerine dalar da.....

Nurullah Genç
Kayıt Tarihi : 7.06.2000 08:42:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Abdullah Ercan
    Abdullah Ercan

    Üstada saygılarımla…

    Cevap Yaz
  • Ahmet Erdem
    Ahmet Erdem

    Nurullah Genç asla kötü yada sıradan şiir yazmaz, dize yapılarından ve kendine has tarzından şiiri yazanı hemen tanır şiirden anlayanlar.

    Tebrik etmek ne haddimize saygılarımızı sunarız.

    Cevap Yaz
  • Edibe Akgün
    Edibe Akgün

    BU ŞİİRİ DE YAZMIŞTIR

    HAKSIZLIK ETMEYELİM .


    Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat.

    Yıllardır bozbulanık suları yudumladım,
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları,
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım.

    Hasretin alev alev içime bir an düştü,
    Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü,
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde,
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü.

    İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin,
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla,
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin,
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla,
    Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak,
    Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak.

    Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım,
    Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım.

    Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü,
    Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü,
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe,
    Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü.

    Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden,
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına,
    Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden,
    Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına,
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin,
    Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin.

    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım,
    Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım.

    Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü,
    Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü,
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin,
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü.

    Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan,
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar,
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hıradan,
    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar,
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri,
    Paramparça, ateşler şahının hayalleri.

    Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım,
    O mücella çehreni izleseydim ebedi,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım.

    Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü,
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü,
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini,
    İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü.

    Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında,
    Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin,
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında,
    Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin,
    Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü,
    On asırlık ocağın savururdum külünü.

    Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım,
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım.

    Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü,
    Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü,
    Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara,
    Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü.

    Badiye yaylasında koklasaydım izini,
    Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar,
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini,
    Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar.
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya,
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya.

    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım,
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu,
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım.

    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü,
    Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü,
    Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi,
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü.

    Firakınla kavrulur çölde kum taneleri,
    Ahuların içinde sevdan akkor gibidir,
    Erdemin, bereketin doldurur haneleri,
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir,
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların,
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların.

    Devlerin esrarını aynalara sorsaydım,
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım.

    Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü,
    İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü,
    Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer,
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü.

    Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini,
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir,
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini,
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir,
    Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından,
    Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından.

    Madeni arzuların ardında seyre daldım,
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım.

    Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü,
    Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü,
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali,
    Hazindir ki; dertleri aşmaya umman düştü.

    Ay gibisin, güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir, mevsim senin
    Mekanın fırçasında solmayan resim senin.

    Yağmur, bir gün elini ellerimde bulsaydım,
    Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
    Senin visalinle bir gülmüş te ben olsaydım.

    Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü,
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü,
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan,
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü.

    Islaklığı sanadır ahımın, efganımın,
    İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler,
    Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın,
    Nazarın ok misali karanlıkları deler.
    Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin,
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin.

    Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım,
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım.

    Yağmur, ayrılığıma seninle derman düştü,
    Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü,
    Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün,
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü.

    Nefesinle yeniden çizilecek desenler,
    Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek,
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler,
    Anneler çocuklara hep seni içirecek,
    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin,
    Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin.

    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.

    Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü,
    Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü,
    Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın,
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü.

    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım,
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım,
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım...

    Cevap Yaz
  • Bak bacaksız neler diyor
    Bak bacaksız neler diyor

    "HER ÖNÜNE GELENİ VE SENİN GİBİLERİ HER HAŞLAYIP TAŞLAYANI CİHAT ŞAHİN SANIYORSUN?"
    İtiraf ediyor ki; her önüne geleni haşlayıp taşlıyor velet Fırat. Ve bu haltı ile gururmuş gibi övünüyor. Üstelik cihat şahin sanıyorsun diye de kendini bi daha övüyor.
    Cihat Şahin değilsen onun şiirlerini niye kendininmis gibi sahipleniyor Fırat densizi

    Cevap Yaz
  • Dil uzatan sensin
    Dil uzatan sensin

    Nurullah beyi kınayan Fırat hadsizi dön geçmişine diye attım sana itiraf yorumunu. şairlerin aşk şiirlerini ve şairleri her şiir altında gömme çabası sarf eden şarlatan, hiç o haltlari yememiş gibi davranan zat, bak sen de yemişsin haltlari ve hâlâ gelmiş Nurullah beyi kıniyorsun hadsiz yobaz

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (47)

Nurullah Genç