O mübarek gülüşüne, bin dört yüz asırdır hasretiz Ya Nebi!
Hamzaların cesaretine, Sıddıkların sadakatine,
Hattabların adaletine hasret kaldık.
Ali’nin ilmine, Osman’ın hayasına...
Sizinle omuz omuza, zaferden zafere koşmaya hasret kaldık.
Yüzyıllardır dinmedi gözümüzün yaşı;
Uhud’a ağladık, Bedir’e yandık...
Bize bir olan Allah’ı anlatmayı çok gördüler,
En çok da yetim kalışımıza, öksüz kalışımıza ağladık.
Şimdi feryatlar yükseliyor arş-ı alaya;
Anasız babasız kalan yavrulara,
Kundaktayken başı gövdesinden ayrılan meleklere ağladık.
Senden sonra yüzümüz gülmez oldu ey Başkomutanım!
Keşke bizler de birer Uhud, birer Bedir olsaydık;
Şu yaralı ümmetin kanayan kalbine merhem olsaydık.
Gözlerden akan yaş olup dökülseydik toprağa,
Yeter ki senin sancağının altında toplansaydık.
İmanımızı sığdırdığımız şu dar kalplere,
Bir nebze vicdan da sığdırabilseydik keşke...
Zulmün üstüne birer Ebabil olup süzülseydik,
İndirilen Kur’an’ın nurlu yolundan gitseydik,
Hiç böyle mahzun, böyle boynu bükük kalır mıydık ey Nebi?
Kayıt Tarihi : 29.1.2026 10:21:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!