Hasan ı Basri ki tabiin in büyüklerinden
Büyük zahid muhaddis fakih ve müfessirlerden
Hazret-i Ömerin halifeliğinin son yıllarında Basra da doğan
Peygamberimizin hanımı Ümmü Seleme tarafından emzirilen
Hz.Ömer tarafından Ya Rabbi onu dinde fakih kıl diye dua edilen
Bir gün niyyet etmiş hacca gitmeye Allah tarafından farz kılınan
Şöyle dua etmiş Allahım bana öyle bir hacc nasip et ki demiş
Daha önce hiç bir kula nasip olmamış olsun diye yalvarmış
Sonra Basra kentinden yola çıkmış her adımda iki rekat namaz kılmışü
Aylar sonra yorgun argın nihayet Kabe yi Muazzamaya varmış
Beyti tavaf ederken Ya Rabbi bana kabe nin hakikatini bildir demiş
Ağlayıp gözyaşlarına boğulurken Allahtan bir nida gelmiş
Biz kabenin hakikatini Rabia tül Adeviyye hzlerine gönderdik demiş
Hasan ı Basri hzleri Rabia hazretlerini arayıp bulmuş
Ya Rabia nedir bu işin sırrı hikmeti böyle böyle oldu demiş
Hz.Rabia gülmüş ey Hasan ı Basri sen buna mı hayret ettin,
Sen her adımda iki rekat niyaz olan namazla Rabbine yaklaştın
Biz ise naz olan namaz ile Allah a yakin olduk bunamı şaştın
Niyaz olan namaz bedenin şükrüdür,mirac ettiren namaza götürür
Naz olan namaz ise gönülle kılınır,o ruhun şükrüdür kılanı mirac ettirir
Bu namaz iki rekattır ömürde bir kez kılınır tüm şirklerden arındırır
Hazreti Ali kabede putları yıkarken peygamberimizin omuzuna tırmanır
En büyük putu kırarken o an başı arş ı ala ya uzanmıştır
Hz Ali den rivayet edilir ki o an iki rekat miraç olan namazı kılmıştır
Nihat Gülle
Şair ve yazar
Kayıt Tarihi : 8.3.2012 03:29:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Tâbiînin büyüklerinden. Zâhid, muhaddis, fakîh ve müfessir. Adi, Ebû Sâid el-Hasan b. Ebi'l-Hasan Yesâr el-Basrîdir. Babasi Yesâr, Irak'in bir kasabasi olan Meysânlidir. Yesâr, Meysan'in fethedilmesi sirasinda esir düsmüs ve buradan efendisinin kendisini âzâd ettigi, daha sonra da Hasan-i Basrî'nin annesi Hayrâ ile evlendigi Medine'ye götürülmüstür. iste, Hasan-i Basrî, burada Hazreti Ömer'in halifeliginin son ikinci yili olan Hicrî 21 senesinde dogmustur (21/641) . Annesi Hayrâ, Peygamberimizin hanimi Ümmü Seleme'ye hizmette bulunmustur. Bu arada, Ümmü Seleme'nin Hasan'i emzirdigi ve ondaki hikmet ve belâgatin bundan dolayi oldugu söylenir. Ayrica, Ümmü Seleme'nin, kendisini Ömer'e götürdügü ve onun için söyle dua ettigi de rivâyetler arasindadir; 'Yâ Rabbi, onu dinde fakîh kil ve insanlara sevdir (Ibn Sa'd, Tabakât, VII/I, 114) . Hasan, Vâdi'l-Kurâ'da büyümüs ve çocuklugu orada geçmistir. Gençliginde Dogu iran'in fethine (43/663) katilmis, bundan kisa bir müddet sonra, Horasan vâlisi Rebi' b. Ziyâd'in kâtipliginde bulunmustur. Bundan sonraki hayatinin geri kalanini çogunlukla Basra'da geçirmistir. En son vefât edenleriyle birlikte üç yüz sahâbe ile görüstügü rivâyet edilir. Bu bakimdan tâbiînin önde gelenlerinden olup ilim ve fazileti, zühd ve takvâsi ile meshurdur. Ebû Tâlib Mekkî, Hasani Basrî'nin tasavvuf yolunda imamlari oldugunu söylemistir. Enes b. Mâlik, kendisine bir mesele soruldugunda, onun Hasan-i Basrî'ye de sorulmasini, onun derin ilim sahibi oldugunu söylerdi (Ibni Sa'd, a.g.e., s. 128) . Insanda bir irade hürriyetinin mevcudiyetini, buna bagli olarak da hayir ve serrin islenmesinde kisinin tamamen hür oldugunu kabul eden zühd ve takvâ önderi Hasan-i Basrî, persembe aksami vefat etmis ve cuma günü defnedilmistir (110/728) . Halkin cenazesine katilmasi muhtesem olmus ve rivâyete göre o gün camide ikindi namazi kilinamamistir (Osman Karadeniz, Hasan el-Basrî ve Kelâmî Görüsleri, D.E. Ü.ilâhiyet Fak. Dergisi, II, izmir- 1985) . Hasan-i Basrî'nin çesitli konulardaki görüslerini söylece özetleyebiliriz: Hasan-i Basrî, 'Allah, mahlûkati ve tabiati yaratti. Hersey yaratilisina uygun olarak hareket eder' demekle kadere inancini açiklayip, Kaderiyye gibi düsünmedigini belirtir ve günâhkâr mü'minin, münâfik oldugunu söyler. Ibâdet hayatinda bütün kaide ve emirlerin siki sikiya tatbik edilmesini ister. Nifak ve riyâya siddetle düsman olup, amelde ihlâsin bulunmasi gerektigini söyler. 'Biz insanin dindarligini sözleriyle degil, fiiliyatiyla anlariz' diyerek de uygulamaya önem verdigini belirtir. O'nu da 'eski'ye özlem içinde görmekteyiz. 'Eskiden dünya ehli fânî mallarini, ilimleri için âlimlere sarfediyorlardi. Bugün âlimler, ilimlerini ehl-i dünyanin menfaati, onlarin fânî mallari için kullaniyorlar. Dünya ehli mallariyla, alimlerden yüz çevirdi ve onlarin ilimlerinden mahrum kaldi. Çünkü alimlerin verdigi hükümlerde talihsiz sonlarini gördüler' der. Gerçek fakîhin, takvâ sahibi oldugunu, kimseden himmet beklemedigini, kimseye hakaret nazariyla bakmadigini, ilmine karsilik bir dal bile beklemedigini, çesitli sözlerinde belirtmektedir. Hasan-i Basrî, sûf giyenleri tenkid eden bir sûfî olup, Basra'dakilerin ilki degildir. O'nun zühd anlayisi, tefekkür, nefs muhasebesi, dünyadan uzaklasma ve Allah askina dayanmaktadir. 'Tefekkür, sana iyi ve kötü fiillerini gösteren bir aynadir'; 'Mü'min, daima nefsinin hâkimidir. Onu Allah için inceler. Dünyada nefsini murâkabe edenlerin hesabi, âhirette kolay olacaktir. Kendilerini murâkabe ve muhâsebe etmeyenlerin hesabi da zor olacaktir' dedigi bilinmektedir. O, karsisindakileri egitmek için sorular sorar, gerçekleri bizzat kendilerinin bulmasini isterdi. Çünkü kisilerin yalniz ölüp, yalniz gömüleceklerini, yalniz dirilip, yalniz baslarina hesap vereceklerini beyanla herkesin kendisine dönmesinin önemine isaret ederdi. Ona göre, düsüncesini âhiret üzerine yogunlastiranlarin, dünyadan ve fânî seylerden sevgisini kesmeleri ve her iste Hazret-i Peygamber'in yolunu izlemeleri sarttir. Hasan-i Basrî, hüzünlü olmayi kendine siâr edinen bir sûfi olarak temayüz etmistir. Dünyadan kaçis, zâhidâne bir hayat, nefsinden hiçbir zaman emin olmama, iste bunlarin hepsi, O'ndan hükmün kaynagini teskil etmektedir. Hüznü savunan bir sözünde 'uzun hüzün, iyi amellerin kaynagidir' demektedir' 'Yaptiklarinin cezasi olarak, bundan böyle az gülsünler, çok aglasinlar' (et-Tevbe, 9/82) âyetinin isaret ettigi emir çerçevesinde fazla gülmemeyi ögütler, fazla gülmenin kalbi öldürdügünü söylerdi. Kisi bir bütün olarak Kur'ân-i Kerîm'e uygun hareket ederken, en küçük kötülükten çekinir, her konuda çok titiz olursa o, verâ sahibi olmus olur. Bunu, Hasan-i Basrî'de su ifadelerle billurlasmis görüyoruz. 'Amellerine bak, onlari incele. Çünkü birbirinden kesin sinirlarla ayrilan hayir ve ser tartilacak. En küçük bir hayiri degersiz bulma, âhirette o sana fayda verecek. En küçük bir kötülügü zararsiz sayma, ahirette aleyhinde olacaktir.' Hasan-i Basrî'de Allah aski (muhabbettullah) zirvededir. Bunu, hadîsi kudsîden aldigi güçle saglamistir. 'Bana, kendilerine farz kildigim seyleri edâ ettigi gibisi ile yaklasani yoktur. Eger kul, bana nâfile ibadetlerle yaklasirsa ben onu severim. Ben onu sevince de, onun kulagi, gözü, eli, dili ve ayagi olurum. Benimle duyar, benimle görür, benimle konusur, benimle tutar ve benimle yürür' (Buhârî, Rikak, 38) . O'na göre Allah aski manevî hayatin en yüksek noktasidir. Çünkü bu ask, Allah'a dogru yükselisin meyvesidir. Cennette Allah'in zâtinin ihatasiz olarak görülebilecegini kabul eder. iyiligi emir kötülügü nehyetmek kurali, O'nun hareket noktasini olusturmaktadir. Tefsîr ve hadîste tenkid edici fakat gerçekçi bir görüse sahiptir. Müslümanlarin ibâdetlerinde mevcûd Israiliyyat'i biliyor ve onlari bu yanlis inançlardan kurtarmak için, korkusuzca mücâdelesini sürdürüyordu. Bunun yaninda isyan etmeden, halifelere bile açikça hatalarini söylemekle, cesaret örnegini göstermistir. Haccâc b. Yûsuf'un zulmüne karsi, ona kafa tutmustiir. Rûhu sâd olsun... (Hayranî Altintas, Tasavvuf Tarihi, Ankara Üniversitesi, ilâhiyet Fakültesi,1986, s. 61-65) . Hasan Fehmi KUMANLIOGLU Kaynak: Sâmil Islam ansiklopedisi by Muhammed Faruk

TÜM YORUMLAR (1)