Bir mimarın bir harabeye dokunuşu gibiydin…
Sanki elin değdiği yer kaderime yazı yazıyordu.
Yıkıntılarımın arasına rahmet gibi indin,
çatlaklarıma nur serperek imar etmeye başladın beni.
Harabemi imar ederken,
harabenin duvarlarına kazınmış geçmişi okudun;
her taşta eski bir mimarın izi vardı.
Biliyorum… hiçbir mimar eserinden başkasını diriltmek istemez.
Çünkü binayı ayağa kaldırsa da,
silemez eski mimarın izlerini.
O gölge ağırdır, anlıyorum;
mimar için hiç hoş değildir.
Belki de bu yüzden,
manevî bir tereddütle yarıda bıraktın dönüşümümü.
Oysa ben, engin bir denizde kaybolmuş gibiydim;
dalgalar arasında savrulan,
kıyısız ve pusulasız…
Dudaklarınla karaya vurmuş,
güvenli bir limana demirlenmiş hissediyordum kendimi.
Sanki fırtınam dinmiş,
içimdeki deniz secdeye varmıştı.
Şimdi viranem ile baş başayım.
Taşlarım suskun, ama içim konuşuyor.
Geceleri duvarlarım zikre duruyor adını.
Özlüyorum…
Harabeme doktor gibi dokunan elleri.
Enkazıma merhem olan nefesini.
Yıkıntılarıma sabırla eğilen şefkatini.
Bilirim, hiçbir mimar başkasının hatırasıyla yarışmak istemez.
Ama şunu da bil ki,
sen geldiğinde ben sadece bir harabe değildim;
seninle yeniden dirilmeye niyet eden bir kalptim.
Bu eski bir Aşk değil…
Bu yarım kalmış bir imar,
tamamlanmamış bir ruh dönüşümü.
Sanki kader, kalemini kaldırmış da
hikâyemizi noktasız bırakmış.
Bazı yapılar vardır;
terk edilince harabe olur,
hatırlanınca yara gibi sızlar.
Ve bazı harabeler vardır ki,
ustasını beklemekten yıkılmaz;
Sabırla, içten içe yanar.
Şimdi…
Viranemle baş başayım.
Özlüyorum,
harabeme şifa gibi dokunan o elleri.
Belki bir gün,
mimarım harabesine yeniden niyet eder.
Kim bilir...!
Kayıt Tarihi : 23.2.2026 06:48:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!