Hakikatın Uzun Yolu

Sabit Süreyya Sirer
165

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

Hakikatın Uzun Yolu

Bugün memleketin üstüne çöken bu paslı hava var ya,
İşte o havayı yaran ince bir çizgi dolaşıyor içimde:
Hakikatin sessiz ama inatçı soluğu…
Hani rüzgârın yönünü kimse görmez ama
savrulan yapraklardan anlarsın ya,
öyle bir şey işte.
Görünmez, ama varlığıyla dağıtır karanlığı.

Gençlerin gözünde bir kırgınlık,
bir “yahu bu iş böyle mi gider?” diye iç çekiş…
Onların yorgun omuzlarına çöken umutsuzluk
kocaman bir ülkenin yarım kalan nefesi gibi.
Adalet, sanki uzak bir istasyonda unutulmuş tren;
yürümüyor, düdüğü çalmıyor,
ama rayların altında hâlâ bir sıcaklık var.
O sıcaklık, bir gün yeniden kalkacak trenlerin habercisi.

Ve gürültü…
Aman Allahım, öyle bir gürültü ki
insanın vicdanını duymasına bile engel.
Bağıranlar, çağıranlar, hükmedenler, paldır küldür yürüyenler…
Ama hepsi aynı yanılgının esiri:
Ses yükseldikçe güç artar sanıyorlar.
Oysa insanın en derin sesi
susunca duyulur.

Zalimlerin sesleri hep çok çıkar,
hep yüksek perdeden konuşurlar.
Adları değişir, çağları değişir ama huyları aynı kalır.
Hitler gibi, Mussolini gibi,
adı cismi kendinden büyük nice tiran
göğe doğru bağırdı da bağırdı,
ama hepsinin sesi,
zamanın tozlu raflarında
eski bir paslı teneke gibi kaldı.

Çünkü zalimlik,
yontulmamış bir taş gibidir:
Serttir, ama çabuk kırılır.
Adalet ise
su gibi akar,
taşı çatlatır, dağı deler
ve sonunda yolunu bulur.

Bir gün Anadolu’nun bir köyünde
bir erenin nefesi savrulur havaya,
öte gün Viyana’da Freud’un taşına
bir başka insanın teri düşer.
Arada binlerce kilometre,
binlerce renk, binlerce hikâye…
Ama ikisini birbirine bağlayan
tek bir kelime vardır:
Hakikat.

Hakikat dediğin,
gürültüyle değil,
akılla ve vicdanla yürür.
Ağır yürür,
yavaş gelir,
çoğu zaman gecikir.
Ama durmaz.
Hiç durmaz.

Bir gün gelir
tüm bağıranlar susar,
tüm o büyük görünen gölgeler dağılır,
tüm o kibir kuleleri yıkılır.
Ve o sessiz hakikat
yıllardır adım adım biriktirdiği sükûnetle
çıkar meydana:
“Ben geldim,” der.
O kadar.

Bizim insanımız bilir aslında bütün bunları.
Tütünü ekerken,
taşı yontarken,
çay karıştırırken,
çocuğunu okula gönderirken…
Bilmeden bilir.
Çünkü vicdan dediğin
kitaplardan değil
hayatın kendisinden öğrenilir.

Bu yüzden umut,
sadece büyük laflarda değil;
yorgun bir işçinin eve dönüşünde,
genç bir kızın sabah otobüsünde,
bir öğretmenin tebeşiri kavrayışında,
bir annenin “Hadi oğlum, bugün de iyilikten şaşma.” deyişinde yaşar.

Hakikat, bazen bir ninelerin dizinde
bazen bir delikanlının öfkesinde
bazen bir çocuğun sessiz sorusundadır.
Ama hep vardır.
Hep bekler.
Hep dayanır.

Ve bütün bu hengâme bittiğinde,
tarih defterini açıp baktığında
şunu yazar:
“Gürültü kısa sürdü,
hakikat uzun yaşadı.”

İşte bu yüzden,
sen, ben, hepimiz;
hiçbir zaman umudu terk etmeyelim.
Çünkü umut,
hakikatin kardeşidir.
İkisi de sessizdir,
ikisi de ağırdır,
ama ikisi de yenilmezdir.

Bir gün
bu ülkenin üstünden geçip giden tüm kasvet
tarlaların buğusunda,
çocukların gülüşünde,
gençlerin cesaretinde eriyip gidecek.

Ve o gün geldiğinde
hakikat,
ince bir ışık gibi
yurdun dört bir yanına yayılacak:
Geç geldi ama geldi.
Sessiz yürüdü ama kazandı.
Görünmedi ama yerini aldı.

Sen yeter ki
içinin sesini kısmayasın.
Yeter ki
vicdanını kapının dışında bırakmayasın.
Yeter ki
hakikatin o ince çizgisini
yüreğinde saklamayasın.

Çünkü güzel insan,
hakikat mutlaka kazanır.
Ama onun kazanması için
önce birilerinin
umudu taşımaya devam etmesi gerekir.

O yüzden;
biz taşıyacağız,
sen taşıyacaksın,
hep birlikte taşıyacağız.

Ve göreceğiz:
Hakikat,
bu ülkenin dağlarında,
ovalarında,
şehrin betonunda,
insanın yüreğinde
yeniden boy verecek.

Uzun yol…
Zorlu yol…
Ama sonunda ışığa çıkan yol.

Ve o gün geldiğinde,
memleket derin bir nefes alacak:
Hakikat, yine kazandı diyecek.

Sabit Süreyya Sirer
Kayıt Tarihi : 30.11.2025 14:15:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!