Adını söyledim,
bir nar ikiye ayrıldı içimde.
Kuşlar sustu.
Rüzgâr, saçlarının geçtiği yerden
gül kokusunu ödünç aldı.
Senin yüzün,
aynaya değil,
suya bakmalı.
Çünkü su bilir
bir kalbin başka bir kalbe nasıl aktığını.
Ben seni
ellerin için sevmedim yalnız.
Ellerin,
duaya açılmış iki beyaz güvercin gibiydi.
Dokunmadan da insanın teninde
uzun bir bahar bırakıyordu.
Gece,
omuzlarına siyah bir şal örttüğünde,
ay, kıskanç bir derviş gibi
bulutların ardına çekildi.
Sana bakan ışık,
benden geçti.
Aşk,
bir gülün açması değildir yalnız.
Dikenin de sabırla gülü beklemesidir.
İnsan, sevdiğinin kalbinde
kendine rastlayınca anlıyor bunu.
Kirpiklerin,
göğe yazılmış ince bir dua.
Bakışların,
içimde yıllardır susan ırmakların
yeniden dile gelişi.
Bir an,
elin avucuma değecek sandım.
Dünya küçüldü.
İki nefeslik bir mesafeye sığdı bütün şehirler.
Sonra anladım;
bazı yakınlıklar tenle değil,
gönlün sır kapısından giriyor.
Ey gül vakti gelen kadın...
Sen bir bahçe değilsin.
Bahçelerin düş gördüğü mevsimsin.
Ben ise
kapında bekleyen bir yolcu değil,
aynı göğün altında
seninle aynı yıldızı paylaşan
sessiz bir seyyahım.
Bir gün zaman yorulacak,
takvimler eskiyecek,
yollar toza karışacak.
Ama aşk,
iki kalbin aynı sessizlikte
birbirini anlayabildiği o ince yerde
yeniden doğacak.
Ve biz,
adlarımızı söylemeden de
birbirimizi tanıyacağız.
Çünkü gerçek sevda,
gözden önce gönle düşen
en eski sırdır.
Kayıt Tarihi : 19.07.2026 03:09:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!