Gruplarınızı Görmek İçin Üye Girişi Yapın
Bütün yıldızları elinde tutmayan, birtek zerreye rab olamaz.
Bediüzzaman
Evet, vakit yaklaştı...
İ'lem eyyühe'l-aziz! Kabir, âlem-i âhirete açılmış bir kapıdır. Arka ciheti rahmettir, ön ciheti ise azaptır. Bütün dost ve sevgililer o kapının arka cihetinde duruyorlar. Senin de onlara iltihak zamanın gelmedi mi? Ve onlara gidip onları ziyaret etmeye iştiyakın yok mudur? Evet, vakit yaklaştı. Dünya kazûratından temizlenmek üzere bir gusül lâzımdır. Yoksa, onlar istikzarla ikrah edeceklerdir.
Eğer İmam-ı Rabbanî Ahmed-i Farukî bugün Hindistan'da hayattadır diye ziyaretine bir dâvet vuku bulsa, bütün zahmetlere ve tehlikelere katlanarak ziyaretine gideceğim. Binaenaleyh, İncil'de 'Ahmed,' Tevrat'ta 'Ahyed,' Kur'ân'da 'Muhammed' ismiyle müsemmâ iki cihanın güneşi, kabrin arka tarafında milyonlarca Farukî Ahmed'lerle muhat olarak sâkindir. Onların ziyaretlerine gitmek için niye acele etmiyoruz? Geri kalmak hatâdır.
Şu esâsata dikkat lâzımdır:
[1] Allah'a abd olana her şey müsahhardır. Olmayana her şey düşmandır.
[2] Her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki, rahat edesin.
[3] Mülk Allah'ındır. Sende emaneten duruyor. O emaneti ibka edip senin için muhafaza edecek. Sende kalırsa, meccanen zâil olur gider.
[4] Devam olmayan bir şeyde lezzet yoktur. Sen zâilsin. Dünya da zâildir. Halkın dünyası da zâildir. Kâinatın şu şekl-i hazırı da zâildir. Bunlar saniye ve dakika ve saat ve gün gibi birbirini takiben zevale gidiyorlar.
[5] Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.
Mesnevî-i Nuriye,
Lügatçe;
kazûrat: Pislikler, atık maddeler-istikzar: Çirkin, pis ve kötü görmek-ibka: Bâkileştirmek. Devamlı etmek-zâil: Gelip geçici, yok olup giden.
Melekleri, Peygamberimizden başka gören var mı?
Haber-i sahih ile ve haber-i kati ile ve mânevî tevatür derecesinde, eimme-i hadis haber veriyorlar ki, Hazret-i Cebrâil'i çok defa, hüsn-ü cemal sahibi olan Dıhye suretinde, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın yanında Sahabeler görüyorlardı. Ezcümle, Hazret-i Ömer ve İbni Abbas ve Üsame bin Zeyd ve Hâris ve Aişe-i Sıddıka ve Ümmü Seleme, Katiyen sabittir ki, bunlar Katiyen haber veriyorlar ki, 'Biz Hazret-i Cebrâil'i Dıhye suretinde, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın yanında çok görüyoruz.' Acaba hiç mümkün müdür ki, bu zatlar, görmeden, görüyoruz desinler?
Hem nakl-i sahih-i kati ile, Aşere-i Mübeşşereden İran fatihi Sa'd ibni Ebî Vakkas haber veriyor ki: 'Gazve-i Uhudda, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın iki tarafında, iki beyaz libaslı, ona nöbettar gibi, muhafız suretinde gördük. İkisi de, anlaşıldı ki, meleklerdir. Ve Hazret-i Cebrâil ile Mikâil olduğunu anladık.' Acaba böyle bir kahraman-ı İslâm 'Gördük' dese, görmemek mümkün müdür?
Hem Ebu Süfyan ibni Hâris ibni Abdülmuttalib (ammizâde-i Nebevî) , nakl-i sahihle haber veriyor ki: 'Gazve-i Bedir'de, gökle yer arasında, beyaz libaslı, atlı zatları gördük.'
Hem Hazret-i Hamza, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan niyaz etti ki, 'Ben Cebrâil'i görmek istiyorum.' Kâbede ona gösterdi. Dayanamadı, bîhuş oldu, yere düştü.
Bu çeşit melâikeleri görmek vukuatı çoktur. Bütün bu vukuat, bir nevi mucize-i Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâmı gösteriyor ve delâlet ediyor ki, onun misbâh-ı nübüvvetine melekler dahi pervanelerdir.
Lügatçe;
misbâh-ı nübüvvet: Peygamberlik kandili. nur saçan lambası-pervane: ışığa gelen kelebek.