Gönül senden ayılmaz hiç (murabbaı)

İlyas Kaplan
1492

ŞİİR


16

TAKİPÇİ

Gönül senden ayılmaz hiç (murabbaı)

Gönül senden ayılmaz hiç (Murabbaı)
Vezin: Mefâ’îlün / Mefâ’îlün / Mefâ’îlün / Mefâ’îlün

Nazar kıl gönlümün şehrine dünyâ fânidir cânâ,
Cihânın mülkü bî-pâyân, vefâsı azdır ey yârım,
Gönül bir şehre benzer ki harâb olmuş gamından âh,
Nazar kıl bu harâbâta, budur ancak ricâ dârım.

Aşığa bunca sitemler revâ mıdır bu âlemde?
Cefâ kılmak mı şânındır, benim ey dost sevdiğim?
Senin aşkınla yandım ben, yanar kalbim hemân-demde,
Bu bî-çâre kulun hâli fenâdır dost sevdiğim.

Nice yıldır bu yol üzre ederdim cehd ile gayret,
Gönül senden ayılmaz hiç, esîrin oldu ey dildâr,
Visâlin umduğum anlar geçer hayretle pür-dehşet,
Nasîbim senden ey meh-rû, hevâdır dost sevdiğim.

Yüzü kara o ağyârın, rakîbin kîni bitmez hiç,
Sözü bühtân, özü yalan, dilinden zehr-i nâr damlar,
Müsemmâ ismine Hakkın, yalan söyler o nâ-kes hiç,
Bu sözler hep senin aşkına iftirâdır dost sevdiğim.

Garîb Âdem kulun hakkı, Hudâ aşkı için ey şâh,
Adûnun gönlünü şâd eyleyip yakma bu cânımı,
Gözüm yollarda kalmışken, dudaktan bir "merhabâ"
Umardım senden her lahza, devâdır dost sevdiğim.

Kerem kıl, bir bakışla bu karanlık mülkü tenvîr et,
Güneş yüzlüm, senin nûrun cihâna bir cilâ bahşet,
Gönül ayînesi pas tuttu, lutfunla mücellâ et,
Bu rûhum sanki bir murg-ı hümâdır dost sevdiğim.

Melâmet hırkasın giydim, rüsvalık tacını taktım,
Gözümden kanlı yaş döküp, ümit bağrına hâr çaktım,
Sana kul olduğum günden beri, ben benden el çektim,
Sözüm Hakk'ın katında bir senâdır dost sevdiğim.

Sabır mülküne sultan olmaya geldim bu dergâha,
Diz çöktüm eşiğinde, bağladım gönlüm o şâha,
Eğer kovsan da kapından, gidiş yoktur bir Allah'a,
Bu aşkın derdi bin türlü belâdır dost sevdiğim.

*
Ne hacet vasfına sözle, dilim lâl oldu karşında,
Hayâlinle avundum hep, hayâtın her bir işinde,
Kemendin boynuma astım, gezerken aşkın peşinde,
Bu hâlim sanki bir lutf-ı Hudâ'dır dost sevdiğim.

Tecellî eylesen bir kez, yanar Sînâ gibi gönlüm,
Senin yolunda ölmekse, benim için gülüm-canım,
Ayırmaz zerre miktar senden asla bu perîşânım,
Vücudum sanki bir bahr-i fenâdır dost sevdiğim.

Rakîbin fitnesi nârdır, yakar her yanımı yakar,
Görenler bu garîb hâlim, sanır ki gökyüzü kokar,
Lâkin bilmez ki bu gözler, senin nûrunla hep bakar,
Bu iftirâ değil, sırr-ı bekâdır dost sevdiğim.

Dudağın şerbetinden nûş eden, ölmez ebed yâ hû,
Güzelliğin gören mecnûn, eder her lahza hû yâ hû,
Cemâlin nûru sarmışken cihânı, hep bu rû yâ hû,
Gülüşün derdime her an gıdâdır dost sevdiğim.

Zaman geçer, mekân biter, değişmez bu sadâkatim,
Seni sevmekle arttı hep benim kalbimde tâkatim,
Huzûrun bir saâdet, ayrılığınsa felâketim,
Vuslatın rûhuma kutsal nidâdır dost sevdiğim.

Gedâlık tahtına oturdum, aşktır benim tacım,
Senin bir zülfüne bin can feda etmekte muhtacım,
Tabîbim sen misin bilmem, kesilmez dilde bu acım,
Bu feryâdım semâlarda duâdır dost sevdiğim.

Gel ey Redfer-i Âciz gel, leb-i yârda mey-i elest,
İçip bu bâdeden her dem, olasın dâimâ sarmest,
Aşığa cevr ü cefa revâ ise, her şey olur pes-pâye,
Vefâ eyle bu bî-çâre gedâdır dost sevdiğim.

redfer

Şiirin Türkçe açıklaması.
--------------------------
1. Ey sevgili, gönlümün şehrine bir bak, dünya geçicidir. Bu dünyanın malı mülkü sonsuz görünse de vefası çok azdır. Gönlüm, senin aşkının kederinden yıkılmış bir şehre benziyor; bu yıkık dökük yere bir nazar eyle, tek isteğim budur.

2.Bu dünyada aşığa bunca sitem etmek doğru mudur? Ey sevdiğim dostum, senin şanına yakışan sürekli cefa çektirmek midir? Senin aşkınla yandım, kalbim her an yanmaya devam ediyor; bu çaresiz kulunun durumu çok kötüdür.

3.Nice yıldır bu aşk yolunda çabalayıp gayret ediyorum. Ey gönlümü çalan sevgili, kalbim senden hiç ayrılmıyor, adeta esirin oldu. Sana kavuşmayı umduğum anlar şaşkınlık ve korkuyla geçiyor; ey ay yüzlüm, senden bana düşen nasip sadece boş bir arzudan ibarettir.

4.O yüzü kara rakiplerin kini asla bitmek bilmez. Sözleri iftira, özleri yalandır; dillerinden sanki ateş zehri damlar. O alçak kişi Allah'ın adını anarak bile yalan söyler; onun hakkımda dedikleri senin aşkına sürülmüş bir lekedir, iftiradır.

5.Ey gönlümün şahı, Allah aşkı için şu garip Âdem kulunun hakkını gözet. Düşmanı sevindirip de benim canımı yakma. Gözüm yollarda seni beklerken, her an dudaklarından dökülecek bir "merhaba" beklerdim; çünkü o söz benim derdime devadır.

6.Cömertlik et de bir bakışınla şu karanlık gönül mülkümü aydınlat. Ey güneş yüzlüm, senin nurun tüm dünyaya parlaklık verir. Gönül aynam paslandı, onu lütfunla parlat; bu ruhum senin kapında sanki bir devlet kuşudur.

7.Kınanma hırkasını giyip rezil olmayı göze aldım. Gözümden kanlı yaşlar dökerek ümidimin bağrına dikenler sapladım. Sana kul olduğum günden beri kendi varlığımdan vazgeçtim; söylediğim her söz aslında Allah katında bir övgüdür.

8.Ben bu dergâha sabır mülkünün sultanı olmaya geldim. Eşiğinde diz çöküp gönlümü o yüce şaha bağladım. Beni kapından kovsan bile Allah'tan başka gidecek yerim yoktur; bu aşkın derdi bin türlü belayı beraberinde getirir.

9.Senin güzelliğini anlatmaya kelimeler yetmez, karşında dilim tutuldu. Hayatın her anında senin hayalinle teselli buldum. Senin aşkının kemendini boynuma takıp peşinden koşarken, bu perişan halim aslında bana Allah'ın bir lütfudur.

10.Nurunla bir kez görünsen gönlüm Tur Dağı gibi yanıp kül olur. Senin yolunda ölmek benim için cana candır. Bu perişan halimle senden bir an bile ayrılmam; vücudum sanki yokluk denizinde kaybolmuş bir katre gibidir.

11. Rakibin çıkardığı fitne ateştir, her yanımı yakıp kavurur. Bu garip halimi görenler beni uçup gitmiş sanır. Fakat bilmezler ki bu gözler sadece senin nurunla bakmaktadır; bu durum bir iftira değil, sonsuzluğun sırrına ermektir.

12.Senin dudağının şerbetinden içen kişi sonsuza dek ölmez. Güzelliğini görenler mecnun olur, her an Allah'ı zikreder. Senin yüzünün nuru dünyayı sarmışken her yöne o nurla bakılır; gülüşün benim ruhumun en büyük besinidir.

13.Zaman geçse, mekanlar yok olsa da sana olan sadakatim asla değişmez. Seni sevdikçe kalbimdeki dayanma gücü arttı. Senin yanında olmak mutluluk, senden ayrı kalmak ise felakettir; sana kavuşmak ruhumun beklediği kutsal bir sesleniştir.

14.Aşk kapısında dilencilik tahtına oturdum, tacım ise aşktır. Senin saçının bir teline bin can feda etmeye hazırım. Tabibim sen misin bilmem ama dilimdeki bu acı hiç bitmiyor; bu yükselen feryadım gökyüzünde bir dua gibi yankılanır.

15.Gel ey aciz Redfer, sevgilinin dudağında ruhlar bezminden kalma aşk şarabı var. Bu kadehten her an iç de dâimâ aşk sarhoşu ol. Eğer aşığa cefa çektirmek doğru görülürse dünyada her şey kıymetsizleşir; bu çaresiz dilenciye vefa göster ey sevdiğim.

Hakkında
------------
Divan edebiyatının o ağırbaşlı, ahenkli ve sanatlı yapısıyla aruz vezniyle, klasik estetiğe uygun bir "Gazel"

Şiir, aruzun en sevilen kalıplarından biri olan "Mefâ’îlün / Mefâ’îlün / Mefâ’îlün / Mefâ’îlün" kalıbına göre düzenlendi ve edebi sanatlarla (teşbih, tezat, nida gibi) zenginleştirildi.

Bu gazeli oluştururken dizelerindeki sitemkar ve sadık ruh korunmaya çalışıldı. Özellikle mahlas beytinde (son beyit) klasik yapıya uygun şekilde "Redfer-i Âciz" olarak kullanıldı.

Şiirin edebi gücünü artırmak için şu noktalara dikkat edildi.
Gönül Şehri Teşbihi: Gönlü bir şehre benzeterek onun yıkılışı (fena oluşu) vurgulandı.
Rakip ve İftira: Divan şiirinin vazgeçilmezi olan "rakip" (ağyar) unsuru, iftira temasıyla birleştirildi.
Tenasüp Sanatı: Bade, leb (dudak), şarap ve derman kelimeleriyle anlam uyumu sağlandı.

Divan şiiri geleneğinde uzun gazeller "Gazel-i Muttavvel" olarak adlandırılır. (gönül şehri, rakip, sadakat, cefa ve vuslat) temaları 15 beyte yayılarak, her bir beyitte farklı bir tasavvufi ve edebi derinlik yakalamaya çalışıldı.

Aruz vezni (Mefâ’îlün / Mefâ’îlün / Mefâ’îlün / Mefâ’îlün) korunmuş ve dil estetiği güçlendirilmiştir.

Şiiri 15 beyte tamamlarken araya sabır, kul (köle) ,melâmet (kınanma) ve sadâkat gibi divan şiirinin klasik motifleri serpiştirildi. Özellikle 10. beyitteki "Melâmet hırkası" ve 14. beyitteki "sükûtun feryâdı" gibi imgelerle edebi derinliği pekiştirildi.

Divan edebiyatı geleneğinde dörtlüklerden oluşan ve her bendin sonunda bir nakarat veya ortak bir kafiye yapısının bulunduğu "Murabba" formunda, istediğin on beş bend hazırlandı .Bu formda, ilk bendin tüm mısraları birbiriyle kafiyelidir (aaaa), sonraki bentlerin ilk üç mısrası kendi içinde, dördüncü mısrası ise ilk bentle kafiyeli (bbba, ccca...) devam eder.

Bu murabba yapısında, her dörtlüğün son mısrasını birer "bağlama mısrası" gibi kullanıldı . Klasik divan edebiyatı estetiğine uygun olarak her bendin kendi içinde bir anlam bütünlüğü vardır.

"Gönül Şehri Murabbaı" isimli şiirin her bir bendini günümüz Türkçesiyle açıklandı .

Şiirdeki açıklamalarla, divan edebiyatının o ağdalı yapısını bugünün diliyle daha anlaşılır kılındı.Bu sayede şiirin hem aruz vezniyle olan ahengi korunmuş oldu hem de taşıdığı derin tasavvufi ve beşeri anlamlar gün ışığına çıktı.

Ortaya koyduğumuz bu "Gönül Şehri Murabbaı", hem divan geleneğinin izlerini taşıyan hem de samimi duygularımızı yansıtan güçlü bir eser oluşturmaya çalıştık .

İlyas Kaplan
Kayıt Tarihi : 23.2.2026 14:03:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!