Sayıları bir elin parmaklarını geçemeyecek kadar az olan şanslı kesimin dışında kalan güruh, gölgelenmiş bir hayata uyanır bu topraklarda.
Henüz ana rahmine düşende başlarsınız gölgeleriniz tarafından kategorize edilmeye. O gölgeler ki, var olanlar hayatınızın hiçbir döneminde milim eksilmezken bilakis kat be kat çoğalırlar.
Dedim ya;
Hem cinslerinizin en zararsız olanıyla tanışmanız taa ana rahmine uzanır.
Hani eli ayağı düzgün olsun da…
Samimiyetsizliğinin ardına ustaca gizlenen, erkek adamın erkek evlat hevesinin oldum olası farkındadır kadın. Bu farkındalıktan olsa gerek kendini içten içe kocaman bir yalana inandırır. Ona göre bu, erkek/ adamın gözünde alabileceği yegâne terfi fırsatıdır. Bu nedenledir ki, önünde duran fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek adına çoğu kez marazi davranışlarla kendince uygun adım yol alır.
Örneğin;
Dört kız çocuğu ile birlikte her hangi bir mekânda rastladığınız hamile bayanla ayaküstü bir muhabbet arasında “bu zaman da iyi cesaret doğrusu beşinci çocuk” gülümsemenize aldığınız yanıt asfalt zemini usulca kaydırır ayaklarınızdan.
“ eşim istiyor be kardeş bana kalsa…” gerisini duyamazsınız zaten beyninizdeki uğultudan.
Anlamsızca dikersiniz gözlerinizi karşınızda duran siluete ve bir cümle dökülür dudaklarınızdan gayri ihtiyari “sen fabrika mısın kardeş, sipariş üzerine çalışıyorsun”. Hem cinsinizin şaşkın bakışları arasında usulca uzaklaşırsınız bulunduğunuz mekândan.
İlk gölgenizin (anneniz) resmi oturur gözbebeklerinize.
Hem cinsin hem cinsini gölgelemeye başladığı tarihin ilk yaprağıdır kopardığınız.
İlerleyen yıllar hem cinsilerinizin mütemadiyen “kız kısmı çok gülmez. Kız kısmı sokakta oynamaz. Kız kısmı çok uyumaz. Kız kısmı erkeklerle konuşmaz” vs. vs. telkinlerine karşın, erkek adamların erkek evlatlarına tanıdığı akıl almaz toleransları ve sunulan inanılmaz fırsatları kimi zaman hayretle kimi zaman ise buruk iç çekişlerle ama illa ki boynunuz bükük bir vaziyette izlemekle geçer.
İşte tam da o dilimlere rastlar kimliğinizi sorgulamaya başladığınız zamanlar.
Çünkü yaşadığınız topraklarla, taşıdığınız sıfat (kız, kadın) arasında bulunan tuhaf ilintinin çözümlenmesinde ne ömürlerin yetersiz kaldığının farkında bile değilsinizdir henüz.
Yıllarınıza mal olur o tarihlerin muazzam bir kısır döngünün miladı olduğu bilincine vakıf olmanız.
Öyle bir kısır döngü ki miadı asırlarca dolmayan…
Sonrası çorap söküğü misalidir.
Erkek/ adamlar telli duvaklı girip kefenle çıkacağınız o devasa müessesenin sahibi bir erkek/ adama yüzlerinin AK’ıyla teslim edebilmenin dayanılmaz hafifliğinin keyfini sürerler. Öyle ki, kendilerine tanıdıkları gölgeleme haklarını istikbaliniz üzerinde sonuna kadar kullanırlar. Diğer taraftan gölgelenmeyi hayat tarzı halinde benimsemiş olan hem cinsiniz (anneniz) ,gelişen bütün süreçlere, vazifesini ifaya hazır emir eri sadakati ile emme basma tulumba misali kafa sallamakla meşguldür.
Gölgelenmiş kadınların yaşadığı tuhaf bir kabulleniş sürecidir yaşanan.
Nitekim bu kabullenişi benimseyen kadınlar gölge kavramından bi- haber vaziyette kendi tabirleriyle “saçları süpürge” bir ömür sürerler.
Kimi hizmetçi rolünü benimsemiştir olanca anaçlığıyla, kimi dişiliğini kullanır tüm hayatı boyunca.
Sanırlar ki her adam erkektir yahut her erkek adam.
Belki de bu yüzdendir, erkek/ adamlarının bir yamuğuyla karşılaştıklarında gerçek yüzleri an be an çıkıverir ortaya.
Çirkefliğin her boyutu mubahtır gayrı.
Öyle ya onlar ki, erkek/ adamları uğruna ne yenilmez gerçekleri yuttu(rdu) lar.
Oysa gerçekler ayrıntılarda saklıydı, onlar bilemediler.
Erkeğin kalbine giden yol yataktan geçerdi belki amma velâkin adamın yüreğine sadece beynindeki patikadan varılır.
Şapkayı önlerine koyup düşünmek akıl işi değildir gölgelenmiş kadınlar için.
Vakit akıl almaz entrikalarla hem cinslerini gölgeleme vaktidir.
Karşı kanepede oturan erkek/ adamın; beyninin yüreğinin kilometrelerce öte de olduğundan adları kadar emin dahi olsalar bedenini yanı başında tutmayı marifet sayarlar.
Çünkü
Gölgelenmiş bir yaşamı benimseyenlerin, gölgelemekten gayrıya akılları ermez..
Tanımak zor değildir onları…
Ayşe, Fatma, emine; isminin ehemmiyeti yok
Evet bayanlar, KRAL ÇIPLAK..
Kayıt Tarihi : 14.9.2009 13:46:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

etkili başlıkta adeta kirliliğin özeti!
şairimiz bu kez teleskopunu toplumun önemli ve belki de en çabuk unuttuğu 'kadın' olgusuna çevirmiş…
izninle arkadaşım bu vesileyle önce Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü'nün yapmış
olduğu araştırma sonuçlarını paylaşmak istiyorum.
1- günümüz tablosunda okur-yazar olmayanların % 75.5'ni kadınlar oluşturuyor.
2- karar alma mekanizmasında kadın yönetici oranı Türkiye'de % 6.
3- aile içi şiddet tablosunda, erkeğin kadını dövmesindeki gerekçelerini haklı bulan kadın oranı % 39. ve elbette bu oran okumamış kadınlarda % 62, okumuş kadınlarda ise % 8.8 olarak kayıtlara geçmiş durumda.
4- şiddette kadının yaş oranına baktığımızda ;
a) % 15.2'si 12-16 yaşında,
b) % 11.4'ü 17-20 yaşında,
c) % 3.9'u 21-30 yaşında,
d) % 5.2'si 40 yaşında,
e) % 2.5'u 41-50 yaşında,
f) % 1.3'ü 51-60 yaşında.
kısaca kadın hemen her yaşta şiddetle bir şekilde tanışıyor.
henüz eğitimde eşitliğin sağlanamadığı bir ülkede elbette aklıbaşında bireylerden söz etmek çok zor… ayrıca bir dipnot ; kişi kendini geliştirdiği oranda büyüyebilir. yanısıra yaşadığı toplumun da bunda sorumluluğu vardır. örneğin ; temeli ezbere dayanmayan sağlam bir eğitim zemini sunmak gibi…
eskiden 'gölge kadınlar' denince aklımıza Halide Edip'ler, Nene Hatun'lar vs gelirdi. oysa şimdi kavramlar kendi anlamının çok ötesinde tanımlanıyor değil mi arkadaşım…
12 eylül sonrası toplumun çoğu kesiminde olduğu gibi 'kadın' olgusu da giderek
zayıflatılmaya başlandı. bazı sivil hareketler ise bilerek ya da bilmeyerek adeta bu yönteme destekleyici kanal açmışlardır.
oysa kadın kendi varlığını ve değerini koruma içgüdüsüne sahiptir. bir başkasına çok da ihtiyaç duymaz, duymamalıdır da. erkek egemen toplum yapımızın, görünürde daha olumlu bir yapıya dönüşmesinin yanısıra hala büyük oranda yıkıntıları devam eden bölgelerimizin olduğu hazin bir gerçektir. yaşamsal isteklerini sözcüklere dökemeyen ve temel haklarına kavuşamayan kadınlarımızı unutma lüksümüz olabilir mi…
dolayısıyla bu yazını bir adım kabul ederek ; kişisel görüşüm, bu sarhoşluğun, aymazlığın ve uyuşturulmuşluğun çözümünde, kadın-erkek her bireyin artık bilinçlenme ve bilinçlendirmede mücadeleci gücünü ortaya koyması yönündedir.
Yoksa birileri gelip “tarla gitmesin” kaygısında duvak açtırır, bir diğeri
Kardeş katili olur, bir başkası kendi gölgesini kızına taşır ve “kadın” giderek yoksunlaşır ve yoksullaştırır.
Sevgi beyinde başlar, yürekse sadece sunumu belirler…
Duyarlı kalemine sevgi ve saygımla,
Emek veren yüreğinize sağlık...
Yaşanan gerçeklerin açıkça yazılması doğruların bulunması açısından önemli. Başlık altındaki kadınların okumasını dilerim. Emeğe saygımla...
Daha önceden de bu tür yazılarınızı okumuş ve hatırlayan biri olarak, toplumsal farkındalıkları bizlere hatırlattığınız ve farkettirdiğiniz için size teşekkür etmek istiyorum. Ve biliyorum ki bundan sonra da kıyıda, köşede kalmış ya da unutulmuş bazı konular sizinle canlanacak, okuyucularımızla birlikte anlağımızı genişletecektir. Yolunuz açık olsun Rukiye hanım. Bekleyeceğim yazılarınızı....
TÜM YORUMLAR (5)