Gelsen,
gidenleri düşünmediğim bir an.
Ne savaş meydanlarında unutulan bedenim
ne son bakışımda yaşamak ihaneti.
Gelsen,
suların çelik mavisinda yikasam yüzümdeki kiri.
Göğü kirleten penceremden
uzanıp gelir akşamın çıbanlı elleri.
Tutup alır avuçlarına gülüşümden kustuğum çürük umutları.
Endişeye kapılan dünya
bulutlanır semavi bir yakarışla.
Ve bileylenmiş tırnaklarını geçirir göğsümden içeri.
Hüznün,
çatlayan bir bulutta biriken yağmur gibi
gelip dolar yüreğindeki çukuru eşerek.
Sonra tependen bakar aldatan bir güneşin sarı sıcak ışıkları,
sakın ha kanma.
Yitik parçana aydınlık sunmayacaktır.
Aç bir kurdum önce kendi kendini yiyen.
Ve dünya,
soluğumdan kar soğuğu içtiğim soyut bir uçurum.
Sen, ardında kalan yıkıntılarla
yürüyüp geçiyorsun üstünden yıkılmaz bir imanla.
Buğulu bir gölün büyüsü yüreğine dokunduğunda,
Bir ses önce gövdeye yürür
kavurur ateşli elleriyle zamanın sözsüz bilincini.
Karşılaşmak telaşına dönüşür
bir parça tutkunun dişil bedeninde.
Her mevsimin güzünde, kalbini rüzgârla çizer,
onarır kalbini kör bir jiletle.
Ağaçlara baktım bir tek elma dahi kalmamıştı. Dallarında elmalar aşırdığım yoldu burası ve demir kapının arkasında havlayan ala renkli çoban köpeği, adımlarımı attıkça zincirini koparıp üzerime atılmak için daha güçlü bir şekilde zorluyordu bedenini.
Göz kapakları düşük, gözleri koyu renkli ve iri, dişleri oldukça keskin, bedeni ise kocamandı ala köpeğin...
Karşımda duran dağ ne kadar güzel ve ne kadar heybetli görünüyordu. Munzur dağları henüz silelenmemişti kar ilen. Bu sebeple orada olmanın serin akşam saatlerini, sessizliğin Tanrı'sına dönüşen zifiri karanlığını ve koyaklarına inip deresinden su içen boz kurtların ulumalarını düşünmek en doğru şeydi.
Kimseyle karşılaşmadan sadece yürümek, Sadece kendi adımlarını ve insan dışındaki tüm canlıların kısık seslerini duyarak.
Bir hayalin içinde yürümek...
Züppe aşkların, tükenen umudların, yalanların, riyaların olmadığı küçücük bir karaparçasında.
Bilincin ve susuşun tedirgin boşluğu büyürken içimde,
Yürüdüm zamanın kutsal acısını hiçleyerek.
Yürüdüm tarihsel acılar ormanından
yaralı gövdemi gölgelere çarparak.
Kesik derimden sıcak bir kan damlacığı fırladı küçük bir çukurun ensiz yüzeyine.
Kapadı kök veren ağaçların kalın damarlarını.
Ömrünün önünde uzayıp giden yollar,
çetin bir yaşamın öyküsünü hazırlarken sana,
asi bir dağ rüzgârı eser alnının yamaçlarında
Ve keser korkunun can damarını,
der ki :
yürü, korkusuz ve çıplak
Sustun,
boğazında düğümlenmiş kelimeleri kusarak
yüreğinin kuşsuz sabahına.
Belli ki yasaklanmış bir sevginin
ilk bozgunuydu
yüzünde açan çiçeklerin küsüşü.
Bir gülüşün kalır yalnız
silik hatıran geçerken yanıbaşımdan,
uyanırım düşümden sayıklayarak.
Uzattığın suyu ararım.
Sarısından soğuyarak grileşen




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!