Geceye yemin olsun ve o karanlığı yırtan vuruşa, Hani kalbin atışı gibi, göğün göğsünde yankılanan o sese. Bilir misin nedir o kapıyı çalan? O, karanlığın bağrına saplanan bir elmas, Zifiri bir uykuyu uykusuz kılan bir "Tarık"...
Semada bir demir dövülür, kıvılcımı bize düşer, Sirius’un ikiz raksı, bir yay gibi yörüngesini çizer. "Hepimiz yıldız tozuyuz" dersin ya, ey insan; Senin demirin o yıldızın intiharından, Senin nurun o karanlığın en derin yarasındandır.
Bak hele kendine, o fışkıran bir damla suya, Omurga ile göğüs kafesi arasında saklanan o rüya. Seni bir su damlasından kainata bağlayan kudret, Yıldızları söndüren, seni mi bırakacak sahipsiz? Üzerinde bir bekçi var, necm-i sâkıb gibi keskin, Göz açıp kapayıncaya dek, seninle, senden de yakın.
Dönümlü göğe bak; suyun yükselip rahmetle inişine, Evrenin o bitmek bilmeyen, devreden dönüşüne. Her şey aslına rücu eder, her sır bir gün açılır, Toprağa düşen ne varsa, bir sabah göğe saçılır.
O gün, ne bir yardımcı bulunur ne de sığınacak bir yer, Sadece göğsünde sakladığın o gizli hazine değer. Çünkü sen, göğün vuruşuyla şekillenmiş bir mirassın, Karanlığı delen bir yıldız kadar hür ve paha biçilmezsin.
Vur ey Tarık! Vur ki uyansın içimizdeki o derin sükût, Gök yarılsın, demir dile gelsin, can bulsun umut. Biz gökyüzünden indik, yine oraya gideceğiz, Yıldız tozuyduk, bir gün nur olup söneceğiz.
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak
Sular sarardı yüzün perde perde solmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta